MUSUL VE KEKRÜK KONUSUNDA TÜRKİYE'YE
DÜŞEN TARİHSEL SORUMLULUK
Harun Yahya
Geçtiğimiz günlerde Necef'te Şiilerin dini lideri Muhammed Bekir
el Hekim ve 86 Şii müslümanın Cuma namazı çıkışı bombalı bir saldırı
sonucu öldürülmesi, Irak'taki belirsizliğin daha da artmasına neden
oldu. Saddam rejiminin yıkıldığı Nisan ayından bu yana Irak'ta yaşanan
istikrarsızlıktan en fazla etkilenen toplulukların başında Irak'taki
Türkmen varlığı gelmektedir.
İNGİLİZLER MUSUL VE KERKÜK'Ü NASIL KOPARDI?
Osmanlı'nın Musul vilayetinin İngiltere tarafından haksız bir
biçimde Türkiye'den alınması, Türkmenlerin Anadolu'dan kopmalarıyla
sonuçlanmıştır. Günümüzde ise Irak sınırları içinde azınlık durumuna
düşmüştür.
Türkmenlere karşı Irak devletinin tavrı zaman içinde değişikliğe
uğramış ve istikrarsız bir seyir izlemiştir. 1925'te ilan edilen
anayasada hiçbir etnik gruptan söz edilmediği gibi Türkmenlerden
de söz edilmemiştir. Ancak 1932'de Irak devletinin İngiliz mandasından
çıkarak bağımsızlığını kazandığı günlerde Irak'ın Milletler Cemiyeti'ne
verdiği beyannamede; Irak Türkmenlerinin haklarının korunacağı,
varlıklarının tanınacağı, kendi dillerinde eğitim yapmalarına izin
verileceği, Türk dilinin Türk bölgelerinde resmi dil olmasının ötesinde,
bu bölgelerde görev yapacak memurların mümkün olduğunca Türk kökenli
olacağı konularında güvenceler verilmiştir. Çeşitli değişiklikler
geçiren bu anayasa, krallık rejiminin yıkılması ve cumhuriyetin
kurulması ile yerini 1958 Anayasası'na bırakmıştır. Yeni anayasa
Irak'ı bir yandan Arap anavatanının bir parçası, diğer yandan ise
Arapların ve Kürtlerin vatanı olarak gösterirken anayasada Türkmenlerden
söz edilmemiştir.
TÜRKMENLERE SİSTEMLİ SOYKIRIM
Irak'ta 1925 yılında çıkan ilk anayasa Kürtçe, Arapça ve Türkçe
olarak basılmıştır. 1950 yılında hükümet, okullarda Türkçe dilinin
kullanılmasını azaltmaya başlamıştır. Daha sonra 24 Ocak 1970 tarihinde
resmi bir kanunla ilkokulda Türkçe eğitim yapma kararı aldıktan
bir yıl sonra aynı hükümet, aynı kararı yok sayıp okulları kapatarak
Türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır.
Irak genelinde 1920 yılından günümüze kadar Türkmenleri asimile
etmek için çeşitli yöntemlere başvurulmuştur. Açık yerlerde Türkçe
konuşmayı yasaklamak ve hatta telefonda kendi ailesiyle konuşanları
cezalandırmak gibi insan haklarına tamamen aykırı kararlar alınmış
ve uygulanmıştır. Yüzlerce Türkmen köy ve kasabası çeşitli bahanelerle
yıkılmış, Türkmen halkı başka yerlere göçe zorlanmış, Irak'ın güneyinde
yüz binlerce Arap'ın Türkmen bölgelerine yerleşmesi için kendilerine
karşılıksız teşvik primleri verilmiş ve arazi dağıtılmıştır.
Bu baskıcı politikalar, 1950'lerden itibaren Arap dünyasında giderek
yükselen "Arap Sosyalizmi"nin Irak'taki yansımalarıdır.
Bu ideolojinin en acımasız temsilcisi olan Sadddam Hüseyin döneminde
ise 1980 sonrası Türkmenlere uygulanan baskının dozu daha da artmıştır.
Bu baskıların bazı örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
* Birçok yerleşim yerinin Türkçe olan adları değiştirilmiş,
bazı köy ve yerleşim merkezleri yıkılmıştır.
* Devrim Komuta Konseyi'nin 29 Ocak 1976 tarih ve 41 no'lu kararı
ile Kerkük ilinin adı Al-Tamim olarak değiştirilmiş ve en büyük
ilçesi olan Tuzhurmatu, Saddam'ın doğum yeri olan Tikrit'e bağlanmıştır.
* 20 Ekim 1981'de 1391 no'lu karar ile Türkmenlerin Güney illerine
tehcir edilmeleri kararlaştırılmıştır. Bu karar son aylarda Kerkük'te
yeniden uygulanmaya konulmuştur.
* 27.09.1984 tarihinde 1081 no'lu karar ile Türkmenlerin arazilerinin
istimlak edilmiştir. 11 Eylül 1989 tarih ve 434 sayılı kararı
ile Kerkük'te Türkmenlerin gayrimenkul satın almaları yasaklanmıştır.
* Binlerce Türkmen, Irak yönetiminin insanlık dışı uygulamalarının
kurbanı olmuştur. Bir o kadarı da kayıptır.
* Irak yönetiminin ırkçı ve insanlık dışı uygulamalarının en açık
örneği, 31.08.1996'da KDP'nin daveti üzerine Erbil'e yaptığı baskın
sırasında yaşanmıştır. Irak kuvvetleri ve güvenlik birimlerinin,
Türkmen okullarına, kültür merkezlerine düzenlediği baskınlar
sırasında 34 Türkmen öldürülmüş veya tutuklanmıştır. Tutukluların
akıbeti hakkında bugüne kadar aileleri ve Türkmen cephesi sağlıklı
bir bilgi elde edememiştir.
Ülkede Türkmen varlığını yok etmek için uygulanan yoğun asimilasyon
politikaları son zamanlarda etnik temizlik boyutuna varmıştır.
Kerkük'ten uzaklaştırılan Türkmenlerin sayısı 2002 yılında 1000
aileyi aşmıştır.
* Türkmen bölgelerinde, camilerde Türkmence vaaz ve hutbe verilmesi
yasaklanmıştır. Dini tören ve toplantılar bütün Türkmen bölgelerinde
yasaklandığı gibi, Irak'ın genelinde de yasaklanmıştır.
* Ekim 1997'de yeni bir nüfus sayımı yapılmıştır. Irak yönetimi
ve güvenlik birimleri, Türkmenler arasında, "kendilerini
Türkmen yazdıranların ellerinden her türlü vatandaşlık hakları
alınarak sürgün edilecekleri" şayiasını yaymışlardır. Halk
korkutulmuştur. Ayrıca, hazırlanan formlarda da Türkmen toplumu
inkar edilmiştir. Bu nedenle birçok Türkmen, can ve mal güvenliği
nedeni ile kendini Arap yazdırmak zorunda kalmıştır. Saddam yönetimi,
baskılarla elde ettiği bu sonucu gerçek kabul ederek ülkede Türkmen
toplumunun yaşamadığını veya çok az sayıda olduğunu iddia etmiştir.
Yukarıda anlatılan baskıların önemli bir kısmı BM İnsan Hakları
raporlarında da yer almıştır.
IRAK'TA YENİ YÖNETİM NASIL OLMALI?
Irak halkına 30 yılı aşkın bir süredir acı çektiren acımasız Baas
diktatörlüğünün 2003 Nisanı'nda yıkılması, Irak için yeni bir geleceğin
başlangıcıdır. Ama bu gelecekte ülkedeki tüm etnik ve dini grupların
haklarına saygı gösterilmesi zorunludur. Irak, ancak bu takdirde
barış ve huzura kavuşabilir.
Türkmenlerin de dileği, demokratik, özgür ve güvenli bir Irak'ta
yaşamaktır. Bunun için gerekli olan düzenlemeler, kendileri tarafından
şöyle sıralanmaktadır:
Siyasal sistem; demokratik parlamenter rejim olmalıdır. Yönetim
tarzı, temsili demokrasiye dayanan cumhuriyet olmalıdır. Bu yolla,
parlamenter rejim aracılığıyla Irak Demokratik Cumhuriyeti'ni oluşturan
toplulukların yönetimde nüfus oranlarına göre adil bir şekilde söz
sahibi olması gerçekleştirilebilir.
Irak'ın resmi dili, Irak halkının çoğunluğunu oluşturan üç topluluğa
ait dillerdir.
Yasama organı; serbest, eşit, genel ve gizli oy, açık sayım döküm
esaslarına göre, bağımsız yargı denetimi ve gözetimi altında, mevcut
toplulukların nüfus oranına göre temsilini esas alan bir biçimde
oluşturulmalıdır. Topluluklar kendi temsilcilerini doğrudan seçebilme
hak ve yetkisine sahip olmalıdır.
Yürütme organı; parlamenter sistemin mantığına uygun olarak cumhurbaşkanı
ve bakanlar kurulundan oluşur.
Bakanlar kurulunda, bakanların dağılımında toplulukların nüfusuna
göre temsili esas alınmalıdır.
Başbakan en fazla nüfusa sahip topluluk vekilleri arasından Cumhurbaşkanınca
atanmalıdır. Nüfusa göre en fazla oya sahip ikinci ve üçüncü topluluk
vekilleri arasından mutlaka birer başbakan yardımcısı seçilmelidir.
Topluluklara ait başbakan yardımcıları, ilgili topluluk vekillerince
kendi aralarından belirlenmelidir.
Irak'ın yönetim biçimi; merkezi idare esas alınarak yetkileri
ve imkanları artırılmış mahalli idarelerden oluşur. Merkezi idarenin
taşra teşkilatını oluşturan illerin yönetiminde yöneticiler, toplulukların
oranları esas alınarak seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelerin
organları seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelere bölgenin
ihtiyaçlarını en iyi bir şekilde ve ülke çapındaki standartlarla
da uyum içerisinde olmak şartıyla gerçekleştirilmesi için mali imkanlar
tanınmalıdır.
Yargı yetkisi; Irak halkı adına bağımsız ve tarafsız mahkemeler
tarafından yerine getirilir. Yüksek yargı üyelerinin belirlenip
atanmasında, toplulukların nüfusa göre temsili esas alınmalıdır.
Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez
haklara sahiptir.
Herkes dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet ve felsefi inanç ve kanaat
farkı gözetilmeksizin kanunların uygulanması açısından eşit haklara
sahiptir.
Topluluklar, kendi dilleriyle eğitim ve resmi merciler önünde
kendilerini temsil ve savunma hakkına sahiptir.
Topluluklar, kendi dilleriyle kültürel etkinliklerde bulunma,
sözlü ve yazılı yayın yapma hakkına sahiptir.
Fertler, inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. İnancından dolayı
kimse kınanamaz ve cezalandırılamaz.
Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Mülkiyet hakkına ilişkin
getirilecek olan sınırlamalar, kamu yararı amaçlı olmalıdır. Kamulaştırmanın
yapılması zorunlu hallerde, kanunla belirtilen şartlara uyularak
gerçek bedelinin ödenmesi esastır. Mülkiyet hakkını ihlal eden devlet
kaynaklı geçmişteki uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır. Kamulaştırma
işlemlerinde, toplulukların demografik yapısını bozmayı amaçlayan
uygulamalar yapılamaz.
Irak Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri ve Kolluk Güçleri'nin oluşumu
ve yapılanmasında toplulukların nüfusuna göre temsili esas alınacaktır.
Mahalli bazdaki mevcut silahlı unsurların varlığına son verilecektir.
TÜRKİYE'YE DÜŞEN TARİHSEL SORUMLULUK
Tüm dünyanın bilmesi gerekir ki Türkmenler, Irak'a gerilim ve
istikrarsızlık değil, aksine barış, huzur, kardeşlik getirmek için
çalışmaktadırlar. Türkmenlerin amacı; Irak'ın parçalanması, etnik
temelde bölünmesi değil, aksine Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması,
farklı etnik ve dini gruplar arasında adalet ve hoşgörü temelinde
bir işbirilği kurulmasıdır. Onlar Türkiye'den bu haklı mücadelelerinde
destek beklemektedirler. Türkmenlerin vizyonu, kendileri tarafından
şöyle ifade edilmektedir:
"Türkmenlerin gözü tek hedefe kilitlidir: Türkmenlerin varlığı
ve hakları anayasa teminatına kavuşturulsun, toprak bütünlüğü
korunan Irak'ta hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygılı,
demokratik bir cumhuriyet kurulsun, etnik ayrım yapılmaksızın
bütün Irak halkına eşit haklar tanınsın, Arap ve Kürtlerin Türkmenleri
asimile eylemlerine bir daha imkan vermeyecek yeni düzenlemeler
yapılsın, kaybedilmiş bilumum hak ve hürriyetleri iade edilsin
ve nihayet bütün bu düzenlemeler Türkiye'nin de teminatçı (garantör)
devlet olarak imzalayacağı bir anlaşma ile Birleşmiş Milletler'in
kontrol ve takibine emanet edilsin, ayrıca Irak ile Türkiye ve
diğer komşu devletler arasında ikili üçlü teminat anlaşmaları
da aktedilsin ki tekrar kötüye dönüş mümkün olmasın. "(http://www.iturkmen.subnet.dk/_864170.html)
Türkiye'nin bu mücadeleye destek vermesi ise, kendisiyle aynı
soydan gelen, aynı inancı paylaşan ve aynı dili konuşan mazlum bir
halkın hakkını korumak anlamına gelmektedir.
Türkmenlerin haklı mücadelesini desteklemek, onları korumak, bunun
için Türkmenler ile Kürtler ve Araplar arasında diyalog ve işbirliğini
teşvik etmek, buna öncü olmak, Türkiye için çok önemli bir sorumluluktur.
Türkiye sahip olduğu geleneksel barışçı dış politikayı ve tarihin
kendisine yüklediği "Osmanlı vizyonu"nu birleştirerek
bölgeyi kucaklamak, bölge halkının tümünü kazanmak, onları ortak
değerler üzerinde birleştirecek ve Türkiye'ye sempatiyle bakmalarını
sağlayacak bir "kültür politikası" ve ekonomik entegrasyon
başlatmak durumundadır.