Temelleri büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından atılan Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, 80. yıldönümünü gururla kutlamaya hazırlanıyor.
Dünyada yaşanan son siyasi gelişmeler Osmanlı İmparatorluğu’nun
tarihsel mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin önemini bir kat
daha arttırdı. Ancak ülkemizin dünya siyasetindeki etkisini arttırmasının,
ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda gelişmeler göstermesi ile doğru
orantılı olduğu ise bilinen bir gerçektir. Bu yazı dizimizde 21.
yüzyılda bir dünya devleti olmaya hazırlanan Türk-İslam coğrafyasının
neden birlik, beraberlik ve güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu
inceleyeceğiz.
Devlet, ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda, bu toplumu
düzenleme, bu topluma güvenlik, refah ve huzur sağlama amacını güden
ve bu amaca yönelik olarak kanun koyma, bu kanunları uygulama, yargılama,
cezalandırma gibi güçlere sahip olan kurumdur.
Devlet kurumu, tarihin bilinen en eski toplumlarından bu yana
hep var olmuştur. Marksistler, ortaya attıkları hayali "kültürel
evrim" senaryosu içinde, devletin sonradan ortaya çıkan bir
mekanizma olduğunu iddia ederler. İlk toplumlarda devlet ya da benzeri
bir otorite olmadığını, "komünal" bir hayat sürdürüldüğünü
öne sürerler. Oysa tarihsel ya da arkeolojik hiçbir bulgu bu iddiayı
doğrulamamaktadır. Aksine, hakkında bilgi sahibi olabildiğimiz en
eski medeniyetlerin hepsinde, güçlü devlet mekanizmaları bulunduğu
ortaya çıkmıştır. Bu nedenle devlet kurumunun insanlık tarihi ile
yaşıt olduğunu söylemek mümkündür.
GÜÇLÜ BİR SİYASİ OTORİTENİN VARLIĞI İNSAN FITRATINA
UYGUNDUR
Bu aslında insanın yaratılışının doğal bir sonucudur. İnsan yaratılışı
gereği, "doğru" ve "yanlış" kavramlarına sahiptir.
Doğruyu öğrenmek ve bu doğruya uygun bir düzen içinde yaşamak ister.
Yanlışı uygulayanların ise durdurulmasını, engellenmesini arzu eder.
İşte bu nedenledir ki, insanlara doğruyu öğreten birtakım kurallar
koyacak ve bu kurallara uyulmasını sağlayacak bir otoritenin varlığı
zorunludur.
Nitekim insan toplumlarının yapısı düşünüldüğünde, devletin vazgeçilmez
bir önemi olduğu kolaylıkla görülür. Bir toplumda asayiş ve güvenliği
sağlayabilecek, zararlı davranışları kanunla yasaklayabilecek, bu
kanunlara da uyulmasını mecbur kılacak yegane güç, devlettir. Buna
parelel olarak, günümüzdeki toplumların vazgeçilmez ihtiyaçları
olan sağlık, eğitim, milli güvenlik, altyapı gibi hizmetlerin de
sadece devlet tarafından karşılanabileceği açıktır.
Bu noktaları detaylı olarak inceleyeceğiz. Bu incelemeye de, öncelikle
devletin varlığına karşı çıkan en önemli siyasi ideoloji olan anarşizmin
çarpıklıklarına bakarak başlayalım.
ANARŞİZM YANILGISI
Anarşizm, sol idelojilerin en marjinali olarak kabul edilir. Terim,
"başsızlık" anlamı taşıyan Yunanca bir kelimeden gelir.
Bu ideolojinin bağlıları, devletin topluma zarar veren bir kurum
olduğunu iddia etmiş ve insanların özgürlük ve barışa ulaşabilmesi
için devletin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmuşlardır. Devletle
beraber dine karşı da tavır almışlar ve dinin yok edilmesine çalışmışlardır.
Fransız Devrimi'nin ardından ortaya çıkan bu ideoloji özellikle
19. yüzyılda yaygınlık kazanmış, Rusya'daki Bolşevik Devrimi'nin
(1917) hazırlanmasında da rol oynamıştır.
Öncelikle anarşizmin tamamen hayali ve gerçeklerden uzak bir düşünce
olduğuna dikkat etmek gerekir. Çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir
zaman bu ideoloji uygulanmamıştır. Hiçbir zaman bir devletin lağvedilmesi
ve anarşist bir toplum kurulması gibi bir vakıa yaşanmamıştır. Sadece
bazı kriz zamanlarında devletlerin otoritesi zayıflamış, bunun sonucunda
ise topluma barış ve huzur değil, aksine sadece kavga, çatışma ve
yağma gelmiştir.
Başka türlüsü de mümkün değildir. Çünkü devletin olmadığı bir
ortamda, toplumun kendi kendini düzenleyerek asayiş ve istikrar
oluşturması imkansızdır. Devletin olmadığı bir ortamda kanunlar
da olmayacaktır. Dolayısıyla "suç" kavramı ortadan kalkacak
ve herkes istediği fiili rahatlıkla yapabilecektir. Dileyen kişi
bir başkasının malına ya da canına kast ettiğinde, bu suçu "suç"
olarak tanımlayacak ve engelleyecek bir otorite bulunmayacağı için,
karşısında hiçbir engel de bulmayacaktır. Hırsızlar istedikleri
malı çalacaklar, katiller diledikleri insanı öldürecekler ve onları
durduracak bir polis ya da yargılayacak bir mahkeme olmayacaktır.
MARKSİZM VE SOSYAL EVRİM
Böyle bir toplum ise kaçınılmaz olarak orman kanunlarının hakim
olduğu bir "sürü"ye dönüşecektir. İnsanların huzurlarının,
mallarının, canlarının ve ırzlarının hiçbir güvencesinin kalmayacağı
bu sürü, gerçekte bir "insan toplumu"ndan ziyade, hayvan
topluluğu gibi yaşayacaktır. İlginç olan ise, bu sonucun anarşistlerin
felsefelerine zaten birebir uyuyor olmasıdır. Çünkü anarşistler
de aynen Marksistler gibi Darwin'in ortaya attığı "insanın
evrimi" masalına inanmakta ve dolayısıyla insanı "gelişmiş
bir hayvan türü" olarak kabul etmektedirler.
Ancak tarih, anarşizmin tamamen yanlış bir felsefe olduğunu sayısız
örnekle ispatlamaktadır. Anarşistler devletin ortadan kalkmasının
barış ve huzur getireceğini öne sürmüşlerdir. Oysa siyasi tarihe
bakıldığında, devlet otoritesinin ortadan kalktığı her dönemin son
derece kanlı bir kaos ortamı olduğu görülür. Ortaçağ boyunca siyasi
otoritenin ortadan kalktığı dönemler, hep yağma, talan ve katliam
dönemleri olmuştur. Anarşizmin çıkış noktası sayılabilecek olan
Fransız Devrimi, tarihin en kanlı siyasi hareketlerinden biridir.
Fransız Devrimi'nde, özellikle de devrimin "Terör Dönemi"
olarak bilinen evresinde, on binlerce insan idam edilmiş, devrimin
Robespierre gibi en ateşli öncüleri de dahil olmak üzere çok sayıda
insan giyotine gönderilmiştir. Devrimin ardından Fransa on beş yılı
aşkın bir süre huzura kavuşamamıştır. Düzen ve emniyetin tekrar
sağlanması ise, devrim döneminin sona ermesi ve Napoleon'un mutlak
iktidarının kurulmasıyla, yani devletin yeniden tesisiyle mümkün
olmuştur. Tarihin her döneminde tablo aynıdır. Devlet aleyhinde
yapılan her türlü "devrim", devrimcilerin işe başlarken
ortaya attıkları süslü sloganların aksine, mutlaka kan, acı ve gözyaşı
getirmiştir.
Anarşizmin çok büyük bir yanılgı olduğunu böylece belirttikten sonra,
şimdi devletin gerekliliğini farklı yönlerden inceleyelim.