Üçüncü Dünya faşistleri, Nazi katliamlarını andıran vahşetler uygulamaktan
çekinmediler. Pinochet örneğine benzer faşist diktatörlükler Arjantin,
Guatemala, El Salvador, Nikaragua, Honduras, Paraguay gibi Latin
Amerika ülkelerinde de iktidara geldi ve akıl almaz terör uyguladı.
1973 yılında devlet başkanı Allende'ye karşı kanlı bir darbe düzenleyen
Şili diktatörü Pinochet, ülkesini kan gölüne çevirdi. Pinochet,
Başkanlık sarayını tanklar ve jetler tarafından bombalatarak Allende'yi
öldürttü. Ancak Şili halkına Allende'nin teslim olmak istemediği
için intihar ettiği söylendi. Ardından Allende yandaşlarına ve muhalefete
karşı şiddetli bir sindirme politikasına başlandı. Cuntanın ilk
yılında binlerce kişi öldürüldü, 9 milyonluk Şili'de yaklaşık 90
bin kişi tutuklandı. Yıldırma manevraları, morglarda yığılı bekleyen
ölüler, cesetleri Mapocho Nehri'nde sürüklenen kurşuna dizilmişler,
şüphelilerin "Santiago" stadyumuna kapatılması, rehin alma politikası,
sıkı arama-taramalar ve kundaklamalar, Pinochet rejiminin suçlarından
bir kısmıydı. Öğrenim kadrolarında "temizlik" yapıldı, üniversite
eğitim programlarında yer alan tarih ve coğrafya dalları faşist
yönetimin titiz sansüründen geçirilmeye başlandı.
Pinochet örneğine benzer faşist diktatörlükler Arjantin, Guatemala,
El Salvador, Nikaragua, Honduras, Paraguay gibi Latin Amerika ülkelerinde
de iktidara geldi ve akıl almaz vahşetler gerçekleştirdi. Arjantin'deki
cunta rejimi döneminde binlerce rejim muhalifi "kayboldu". Sonradan
ortaya çıktığına göre, iki binden fazla siyasi tutuklu uçaklara
bindirilmiş, Arjantin açıklarında binlerce metre yüksekten denize
atılmıştı. 1995'in 27 Nisan'ında Arjantin televizyonuna çıkan Federico
Talavera adlı eski bir jandarma, cunta rejimi sırasında uygulanan
işkenceleri itiraf ederken, doğum sancısı çeken kadınların denize
atılmalarından, insanların cinsel organlarını ısırmak için özel
olarak yetiştirilen köpeklere kadar pek çok yöntemin uygulandığından
söz etmişti. İtirafçının söylediğine göre, özel eğitimli köpekler
işkence gören siyasi tutukluların cinsel organlarını ağızlarında
tutup emir bekliyor, tutuklu konuşmadığı takdirde ise köpeğe ısırması
yönünde işaret veriliyordu.
Guatemala'da yaşanan vahşetler de korkunçtu. 1954'de ülkenin ilk
ve tek seçilmiş başkanı olan Jacobo Arbenz'i deviren faşist yönetim,
60'lı ve 70'li yıllarda ülkeyi bir ölüm tarlasına döndürdü. Faşistlerin
hedefleri arasında ise -faşizmin geleneksel din düşmanlığına uygun
olarak- din adamları geliyordu. Amnesty International (Uluslararası
Af Örgütü), yalnızca Ekim 1966 ve Mart 1968 tarihleri arasında aralarında
çok sayıda din adamının da yer aldığı 8 bin Guatemala yurttaşının
rejimin kurduğu "ölüm mangaları" tarafından infaz edildiğini bildirmişti.
1972'de bu ölüm mangalarının kurbanlarının sayısı 12 bine, dört
yıl sonra da 20 bine çıktı.
Roma Katolik Piskoposlar Konferansı, hükümetin izlediği politikayı
tek kelimeyle "soykırım" olarak nitelemişti. Amerikalı yazar William
Blum, The CIA: A Forgotten History adlı kitabında Guatemala rejiminin
işkence yöntemlerini şöyle anlatır:
Rejim hakkında eleştiri yaptığı duyulan ya da gerilla grubuna
üye olduğu düşünülen insanlar, gizli polis tarafından evlerinden
zorla alınarak bilinmeyen yerlere götürülürler. Çoğunluğunun işkence
edilmiş ya da yakılmış cesetleri bir kaç gün sonra bir yol kenarında
elleri arkadan bağlı olarak ya da bir nehir kıyısında plastik
bir torba içinde bulunur. Bazıları toplu mezarlara gömülmüştür.
Bazı cesetler de uçaklarla Pasifik Okyanusuna atılmıştır. Gualan
bölgesinde artık kimsenin balık avlamadığı söylenir; çünkü sular
ceset doludur. Sudan çıkan cesetlerin arasında gözlerine iğne
saplanmış olanlar vardır... Bir köyün gerillalarla ilgisi olduğu
sanılırsa köye baskın düzenlenir ve tüm erkekler bir daha hiç
görünmemek üzere götürülürler. Ya da köydeki herkes öldürülür
ve evler de buldozerle yıkılır. Ancak bu kurbanların hemen hiçbiri,
gerilla grubunun üyesi değildir... En çok kullanılan işkence yöntemi,
içine böcek ilacı doldurulmuş bir torbanın kurbanın kafasına geçirilmesi
ve başta cinsel organlar olmak üzere vücuda elektrik verilmesidir.
(William Blum, The CIA; A Forgotten History: US Global Interventions
Since World War II, 4.b., London: Zed Books, 1991, s. 264.)
William Blum, kitabında Guatemala yerlisi bir kadının ifadelerini
aktarmaktadır. Ailesiyle birlikte "rejim muhalifi" olma suçundan
sorgulanmaya götürülen Rigoberta Menchu Tum adlı kadın, 9 Aralık
1979 günü başına gelen olayları şöyle anlatmaktadır:
16 yaşındaki erkek kardeşim Patrocino ile beni Chajul'deki merkeze
götürdüler ve günlerce işkence yaptılar. Başkan Lucas Garcia'nın
ordusundan bir subay erkekleri bir kenara ayırdı... Bir süre sonra
Patrocino'yu gördüm; dili kesilmiş ve tırnakları sökülmüştü, korkunçtu!
Bu arada subay bir konuşma yapmaya başladı. Her durduğunda, askerler,
kardeşimin ve diğer erkeklerin kanlı vücutlarını sopalarla dövüyorlardı.
Daha sonra tanınmaz haldeki vücutları dışarı çıkararak toprağın
üstüne fırlattılar ve üzerlerine gaz döktüler. Daha sonra onları
ateşe verdiler ve canlı canlı yaktılar. Bu arada etraftaki insanları
da bunu seyretmeye zorluyorlardı. (William Blum, The CIA; A Forgotten
History, s. 269)
Bunlar yalnızca bir kaç küçük örnekti. Guatemala'da önce General
Romeo Lucas Garcia sonra da General Efrain Rios Montt tarafından
yönetilen faşist cunta rejimi, benzeri şekillerde yüzbinden fazla
insanı öldürmüştü. William Blum, rejimin güvenlik kuvvetleri tarafından
"gözleri oyulan, testisleri kesilerek ağızlarına sokulan, elleri
ve kolları koparılan" kurbanlardan, "göğüsleri kesilen" kadınlardan
da söz etmektedir.
Benzer faşist rejimler, Zaire, Uganda ve Güney Afrika gibi Afrika
ülkelerinde de uzun yıllar iktidarda kaldı. Güney Afrika'daki rejim,
Nazi Almanyası'nı hatırlatır derecede koyu bir ırkçı ideolojiye
sahipti. Güney Afrika nüfusunun çoğunluğunu oluşturan ve ülkenin
yerli halkı olan zenciler, on yıllar boyu iktidardaki beyaz azınlık
tarafından sömürüldü.
Kısacası, 20. yüzyılın ikinci yarısı da, birinci yarısı kadar faşist
vahşetin hedefi oldu. Avrupa'da yıkılan faşist rejimlerin benzerleri,
Latin Amerika ve Afrika'da ortaya çıktı ve yine dünyayı "güçlülerin
galip geldiği, zayıfların yok olduğu bir çatışma alanı" haline getirdiler.
Faşizme Tek Çözüm Kuran Ahlakının Yaşanmasıdır
Faşizmin temeli olan pagan ahlak insanlara savaşı, şiddeti, kan
dökmeyi, ırkçılığı telkin ederken, Allah'ın bizler için belirlediği
Kuran ahlakı, barış ve huzur dolu bir dünyanın temellerini tesis
etmektedir.
Faşist karaktere baktığımızda, dinin getirdiği sevgi, şefkat, merhamet,
tevazu, yardımlaşma, kanaatkarlık gibi ahlaki erdemlere tamamen
zıt bir ahlak ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz bu ahlak, tarihin her
döneminde var olmuştur, ancak faşizm bunu sistemli bir biçimde savunan
ve Darwinizm'in etkisiyle "bilimsel" ve akılcı bir yaklaşım gibi
gösteren bir fikir ekolüdür. İlahi dinler tarafından lanetlenmiş
olan "zalimlik" kavramı, faşizm tarafından sistemli olarak övülmekte,
meşru gösterilmekte ve özendirilmektedir.
Hitler'in yaptığı soykırımların, Mussolini'nin acımasız işgallerinin,
Franco'nun yürüttüğü kanlı iç savaşın, Pinochet'nin işkencelerinin,
Miloseviç'in Boşnaklara ve Arnavutlara uygulattığı insanlık dışı
vahşetlerin ve diğer çağdaş faşistlerin cinayetlerinin altında hep
bu zalim ve acımasız ideoloji yatar. Sadece bu gibi siyasi vahşetlerde
değil, günlük hayatta karşımıza çıkan çeşitli şiddet örneklerinde
de faşist ideolojinin rolü vardır. Birbirlerini basit bir anlaşmazlık
sonucunda döven, bıçaklayan veya kurşunlayan insanlar, şiddeti kahramanlık
gibi gören ve gösteren bir kültürün ürünüdürler. Bu kültürün temelleri
eşildiğinde ise, Darwin veya Nietzsche gibi ideologların "yaşam
mücadelesi" telkinleri çıkmaktadır.
Bu hastalığın en temel kaynağı ise, söz konusu insanların dinsiz
olmalarıdır. Dolayısıyla hastalığın çözümü de, insanların Kuran
ahlakını gerçek anlamıyla öğrenmeleri, kavramaları ve yaşamalarında
yatmaktadır.
Faşizmin ortadan kaldırılması için, bu ideolojinin sözde bilimsel
temeli olan Darwinizm çürütülürken, bir yandan da insanlara sevgi,
şefkat, merhamet, tevazu, hoşgörü, adalet gibi temel ahlaki kavramların
öğretilmesi ve aşılanması gereklidir. Bu kavramların kaynağı ise
Kuran'dır. Faşizmin temeli olan pagan ahlak insanlara savaşı, şiddeti,
kan dökmeyi, ırkçılığı telkin ederken, Allah'ın bizler için belirlediği
Kuran ahlakı, barış ve huzur dolu bir dünyanın temellerini tesis
etmektedir.