Faşizmin ideologları "adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği
büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır"
demiştir. Faşizmin uygulayıcıları da bunu tüm dünyada terörle hayata
geçirmişlerdir.
Faşizmin neyi ifade ettiğine baktığımızda, bunun cevabını en özlü
olarak Mussolini'nin 1932 yılında İtalyan Ansiklopedisi için yaptığı
faşizm tanımında görebiliriz:
Faşizm, günümüzde her ne kadar insanlığın gelişimini ve geleceğini
politik düşüncelerden ayrı olarak ele almaktaysa da, ne sürekli
bir barış olasılığına ne de bunun faydalı olacağına inanmaktadır.
Bundan dolayı barışseverlik doktrinini reddeder. Savaş tüm insan
enerjisini en yüksek gerilim noktasına taşır ve asalet damgasını
onu karşılamaya cesareti olan insanların üstüne vurur. Tüm diğer
meselelerin hiçbiri insanı ölüm ve yaşam arasında seçim yapma
gibi büyük bir alternatife götüremez... Faşist, yaşamı... mücadele
ve fetih olarak görür ve yakınındakilerden, uzaktakilerden, çağdaşlarından
ve sonra geleceklerden çok üstün tutar. (http://www.ford-ham.edu/halsall/mod/
mussolini-fascism.html)
Mussolini'nin de üzerinde durduğu gibi faşizmin ana özelliği Darwinist
bir çatışma ve savaştır. Darwinizm, "güçlü olanın hayatta kalıp,
zayıf olanın elendiğini" iddia etmekte, bu nedenle de insanların
hayatta kalabilmek için daimi bir mücadele içinde olması gerektiğini
öne sürmektedir. Bu fikirden yola çıkan faşizmde de, bir milletin
gelişiminin ancak savaşla mümkün olacağına inanılır ve barış, gelişimi
yavaşlatan bir unsur olarak görülür.
Aynı düşünce, faşizmin siyonist yahudiler arasındaki temsilcisi
sayılan Vladimir Jabotinsky tarafından da ifade edilmiştir. İsrail
radikal sağının fikri öncüsü olarak kabul edilen Jabotinsky, 1930'lardaki
bir açıklamasında, faşist zihniyeti şöyle özetlemiştir:
Günümüz ahlak kuralları içinde çocuksu hümanizmin etkisi yoktur.
Dünya siyasal yaşamını şekillendirecek olgu, sadece ve sadece
güçtür. Komşusu ne kadar iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar
aptaldırlar. Adalete inananlar da aptaldırlar. Adalet, bileği
güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek
için kullananındır. (R. Patai, Encyclopedia of Zionism and Israel,
1971, s. 597-599)
Bu sözlerden anlaşıldığı gibi, faşizm aslında insanlığın, Darwinizm'in
öngörüleri doğrultusunda "orman kanunlarına" göre düzenlenmesinin
ideolojisidir.
Nazizm'in Diğer Irklara Yönelik Terörü
Nazizm'in ırkçı vahşeti, sadece Almanya sınırları içindeki "uygun
olmayan" insanları değil, tüm dünyayı hedef alıyordu. Hitler'in
rüyası bütün dünyaya hükmedecek bir Alman İmparatorluğu kurmak ve
dünya üzerindeki tüm "aşağı" ırkları sterilize ederek sözde "insan
evrimi"ni hızlandırmaktı. Nitekim bu, Darwin'in de dile getirdiği
bir kehanetti. Bilindiği gibi Darwin, İnsanın Türeyişi isimli kitabında,
"yakın bir gelecekte medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen
yeryüzünden silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan
insansı maymunlar da... kuşkusuz elimine edilecekler." diyordu.
Darwin'in bu kehanetini uygulama görevini de Hitler üstlenmişti.
Bu planı 1939 yılında uygulamaya koydu. Şok saldırılarla önce Polonya'yı,
ardından Danimarka, Norveç, Belçika, Hollanda, Fransa, Yugoslavya
ve Yunanistan'ı, Kuzey Afrika'yı ve Sovyetler Birliği'ni işgal etti.
İşgal altındaki ülkelerin halklarına, özellikle "aşağı ırklar" kategorisine
dahil edilen insanlara büyük bir zulüm uygulandı. Milyonlarca insan
tutsak olarak çalıştırılmak üzere toplama kamplarına gönderildi
ve feci şartlarda yaşatıldı. Bu kamplarda yaşamını yitiren yüz binlerce
Yahudi, Çingene, Slav, Rus ve diğer milletlerden insanlar, Darwinist
ırkçılığın vardığı sonucu belgelemektedir.
Nazi vahşetinin en çarpıcı örneklerinden biri, Nazi subayı Josef
Mengele'nin Auschwitz toplama kampında tutuklular üzerinde yaptığı
insanlık dışı deneylerdir. Mengele tarafından kamp tutsakları arasından
"kobay" olarak seçilen yetişkinler ve çocuklar üzerinde, insan vücudunun
acıya veya soğuğa ne kadar dayanabildiğini anlamak için korkunç
denemeler yapılmıştır. Soğuk kış gününde buz dolu sulara zorla sokulup
bekletilen insanların, donmadan önce kaç dakika yaşayabildikleri
test edilmiştir. Mengele'nin denekleri üzerinde hiçbir anestezi
yapmadan cerrahi operasyonlar yürüttüğü, örneğin insanların kollarını,
bacaklarını veya midelerini canlı canlı kestiği bilinmektedir. Mengele'nin
en zalim deneyleri ise, kampa gelen ikiz çocuklar üzerinde olmuştur.
Mengele kampa gelen tüm ikizleri diğer tutsaklardan ayırmış ve üzerlerinde
farklı denemeler yaparak kalıtımsal faktörlerin etkisini ölçmüştür.
Ancak kullandığı metodlar inanılmaz derecede zalimdir. İkizlerin
kanını birbirine enjekte ederek tepkiyi ölçmüş, çoğunda ikizlerin
biri veya ikisi şiddetli ağrılar ve yüksek ateş yaşamıştır. Mengele
göz renginin kalıtsal olarak değiştirilip değiştirilmeyeceğini ölçmek
istemiş ve bu amaçla ikizlerin gözlerine mavi mürekkep enjekte etmiştir.
Çoğu denek büyük acılar çekmiş ve bir kısmı kör olmuştur. Küçük
çocuklara çeşitli hastalıkların mikropları enjekte edilmiş ve bu
hastalıklara ne kadar dayanabildikleri ölçülmüştür. Pek çok masum
çocuk, Mengele adlı bu Nazi canavarının elinde işkence çekmiş, sakat
kalmış veya ölmüştür.
Bu akıl almaz vahşetin temelinde, insanları bir hayvan türü olarak
gören, bazı insan ırklarını ise "zararlı hayvanlar" olarak kabul
eden Darwinist-faşist ırk teorisi yatmaktadır.
Hitler'in sözde "üstün ırkın egemenliği" için başlattığı II. Dünya
Savaşı'nın bilançosu ise çok ağır oldu. 55 milyondan fazla insan
öldü, bunların çoğu sivildi. Maddi kayıp olağanüstü rakamları buldu.
Nazileri bu facia için harekete geçiren en büyük etken ise, sahip
oldukları "üstün ırk" iddiasıydı. Bu iddianın kökeni de, Darwin'in
evrim teorisiydi.
Faşizmde Barış ve Uzlaşma Kavramları Yoktur
Din ahlakı ile faşist ideoloji taban tabana zıttır. Kuran'ın barışı,
uzlaşmayı savunması ve tavsiye etmesidir. Dikkat edilirse bu özellikler
faşizmle taban tabana zıttır. Faşizm saldırgan olmayı, işgal etmeyi,
savaşmayı, kaba kuvvetle hareket etmeyi, zulmetmeyi yol olarak benimsemiştir.
Ancak tüm bunlar Kuran'a göre zalimliktir. Aynı zamanda Allah'ın
hoşlanmadığı hareketlerdir. Tam tersine Allah iyilikte bulunmayı
ve insanların arasını düzeltmeyi emreder:
"Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır
yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların
arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını
isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir verecegiz."(Nisa
Suresi, 114)