Faşistlerde "terör için terör" olarak özetlenebilecek psikoloji
hakimdir. Kaba kuvvete karşı içgüdüsel bir hayranlık duymaktadırlar
ve bu kuvvetin ifadesi olan şiddet eylemlerine, bu eylemler her
hangi bir rasyonel amaç taşımasalar da, büyük bir sempati beslerler.
Bu noktada terör, bir araç değil, başlı başına bir amaçtır; faşistin
ruhundaki şiddet eğilimini tatmin eder çünkü.
Faşist terör, belirli bir ideolojinin adına yapılmaktadır. Bu ideolojinin
en önemli unsuru ise ırkçılıktır. Ancak faşist terörün ardında,
sadece bir ideolojik gerekçe yatmaz. Çünkü faşist terörü uygulayanlar,
çoğu kez bu terörden önemli bir çıkar da elde ederler. Dolayısıyla,
çoğu faşist örgütlenmede, ideoloji çıkarları kamufle etmek için
kullanılır. Önce terör uygulanır, sonra da bu terörü sözde meşrulaştırıcı
bir ideolojik söylem üretilir. Bu nedenle, faşist ideolojik söylemler
çoğu kez son derece sığ ve ilkeldir.
Bunun yanında, faşistlerde "terör için terör" olarak özetlenebilecek
psikoloji vardır. Kaba kuvvete karşı içgüdüsel bir hayranlık duymaktadırlar
ve bu kuvvetin ifadesi olan şiddet eylemlerine, bu eylemler herhangi
bir rasyonel amaç taşımasalar da, büyük bir sempati beslerler. Bu
noktada terör, bir araç değil, başlı başına bir amaçtır; faşistin
ruhundaki şiddet eğilimini tatmin eder çünkü.
Dünyayı Kana Bulayan Faşizmin Şiddet Sevgisi
Faşistler şiddet ve vahşeti başlı başına bir amaç olarak yüceltirler.
Bunda Darwinizm'i benimsemelerinin büyük bir rolü vardır. Darwinizm'in
insanları birer gelişmiş hayvan gibi gösteren ve hayatın da sadece
güçlülerin yaşayabildikleri bir mücadele yeri olduğunu iddia eden
hurafeleri, toplumdaki ahlaki değerleri kaldırmıştır. Şefkat ve
merhametin yerine kavga, intikam ve mücadele hisleri konmuş ve bu
bilimsel bir zorunluluk olarak insanlara gösterilmiştir.
Bu şiddet eğiliminde faşistlerin cahil bakış açılarının da etkisi
büyüktür. Bu nedenle Hitler'in ırkçı rejiminde aydınlara değil de
savaşçılara gereksinim duyulmuştur.
Naziler'in şiddet eylemleri, bu amaçla özel olarak oluşturulan
örgütler tarafından yürütülmüştür. Bunlardan ilki olan "SA", (Sturmableitung,
yani "Fırtına Birlikleri") 1920'de kurulmuş 1921'de yarı askeri
bir nitelik kazanmıştı.. SA Nazi Partisi'nin güçlenmesi adına 1920'li
yıllar boyunca sayısız terör eylemi düzenledi. İktidar olduktan
sonra onların yerine daha profesyonel ve askeri bir disipline sahip
olan SS (Schutzstaffel, yani "Muhafız Kıtaları") örgütünün yıldızı
yükseldi.
Mussolini "Temizleme Kampı"na toplattığı 35 bin kişiden 18 binini
katlettirmişti. Bunun dışında İtalya'da faşist iktidar boyunca ölen,
terörde öldürülen ya da faili meçhul olan pek çok insan vardı. Mussolini
bir konuşmasında "Faşizm özgürlük değil, zalimin hakimiyetidir.
Milletin güvencesi değil, özel çıkarların savunmasıdır. Bunu herkes
bilirdi..." diyerek faşizmin zalimliğini itiraf etmiştir. (John
P. Diggins, Mussolini and Fascism, s. 15)
Bu ideoloji uğruna Mussolini hem kendi halkına hem de işgal ettiği
ülkelerin insanlarına büyük acılar yaşatmıştır. "Roma İmparatorluğunu
diriltmek" hayalleri içinde 1935 yılında Habeşistan'ı işgal etmiş
ve bu ülkedeki 15 bin suçsuz Müslümanı acımasızca katletmiştir.
Vahşet eylemlerine Franco örneğinde de rastlamak mümkündü. Franco
daha savaşın başlarında acımasız yöntemleriyle dikkat çekmişti.
Seville yakınlarında 11.000 nüfuslu bir kasaba olan Loro del Rio'da
faşistler bir kasabaya girdiklerinde 300'den fazla kişiyi öldürdüler.
Baskı şehirlerde çok daha şiddetliydi. Öyle ki, bugüne kadar öldürülenlerin
kesin sayısı bilinmemektedir. (Charlie Hore, Duncan Hallas, Andy
Durgan, İspanya 1936 Baharı , Z yayınları, çev: Melike Çakırer,
s. 37)
Franco İspanya'yı çok büyük bir iç savaşa sürükledi. Kardeşi kardeşe,
babayı oğula düşürdü. Bu iç savaş boyunca günde ortalama 500 kişi
öldü. Şiddet olaylarının, vahşi katliamların, toplu işkencelerin
ve insanlık dışı cinayetlerin ardı arkası kesilmedi. İspanya iç
savaşı, arkasında yaklaşık 600.000 ölü bıraktı.
Hem Almanlara hem de diğer milletlere büyük felaketler getiren
faşist ideoloji ve onun ateşlediği 2. Dünya Savaşı'nın neticesinde
toplam 55 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan bu terör cinneti, faşizmin
20. yüzyıla attığı en kanlı imzadır.
Faşizmde batıl kutsallar uğruna adam öldürülür
Faşist ahlakın bir diğer özelliği, kendisine belirlediği sözde
"kutsal" hedef uğruna binlerce masum insanı göz kırpmadan feda edebilmesi
ve bunu bir erdem gibi görmesidir. "Hedefler araçları meşrulaştırır"
mantığıyla düşünen faşistler, gerçekte hiçbir şekilde meşru da olmayan
bir hedef için her türlü vahşeti gerçekleştirebilirler. Oysa Kuran'da
insanlara haksız yere saldırmanın, masum insanları öldürmenin çok
büyük bir suç olduğu bildirilmiştir. Faşizme göre insan hayatının
hiçbir değeri yoktur, ama dine göre tek bir insanın hayatı dahi
çok önemlidir. Allah şöyle buyurur:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir
fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün
insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel
olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur... (Maide
Suresi, 32)
Tek bir insanın dahi suçsuz yere öldürülmesi tüm insanların öldürülmesi
gibiyken, faşistlerin işledikleri cinayet, katliam ve soykırımların
ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır. Allah faşistlerin bu zalim
karakterinin ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:
"Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz
ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara acıklı
bir azab vardır." (Şura Suresi, 42)