GLOBAL
MASONLUK -2-
FRANSA'DA DİN KARŞITI MÜCADELE
Harun
Yahya
Aydınlanma
filozoflarının çok büyük bir bölümü, özellikle de din aleyhtarı
görüşleri en keskin olanlar, masondular. Fransız Devrimi'ni hazırlayanlar
ve ona öncülük eden Jakobenler de yine locaların üyeleriydiler.
Devrimin içinde masonların oynadığı rol, Comte Cagliostro adlı
bir "ajan-provokatör" tarafından henüz o yıllarda itiraf edilmişti.
Cagliostro 1789'da Engizisyon tarafından tutuklanmış ve sorgu sırasında
önemli itiraflarda bulunmuştu. Anlattıklarının başında, masonların
tüm Avrupa'da zincirleme bir devrim yapma planları geliyordu. Masonların
asıl amacının ise, Papalığı yok etmek olduğunu ya da Papalığın ele
geçirilmesinin hedeflendiğini açıklamıştı. Cagliostro'nun itirafları
arasında, uluslararası Yahudi bankerlerin tüm bu devrimci faaliyetleri
finansal yönden desteklediği, Fransız Devrimi'nde de yine Yahudi
kaynaklı paraların önemli rol oynadığı da yer alıyordu.
Nitekim Fransız Devrimi, tam anlamıyla bir "din karşıtı devrim"
oldu. Devrimciler aristokrasinin yanında din adamlarına karşı da
büyük bir tasviyeye giriştiler. Çok sayıda din adamı öldürüldü,
dini kurumlar ortadan kaldırıldı, ibadethaneler tahrip edildi. Hatta
Jakobenler, Hıristiyanlığı tamamen ortadan kaldırmak ve yerine "akıl
dini" adını verdikleri pagan bir inanç yerleştirmek için uğraşmışlardı.
Ancak bir zaman sonra devrim onların da kontrolünden çıktı ve Fransa
tam bir kaosa sürüklendi.
Masonluğun bu ülkedeki misyonu devrimle birlikte bitmedi. Devrimin
ardından doğan karmaşa, sonunda Napoleon'un iktidarı ele geçirmesiyle
istikrara kavuştu. Ancak bu dönem de uzun sürmedi, Napoleon'un tüm
Avrupa'ya hükmekme hırsı, iktidarının sonunu getirdi. Bundan sonra
da Fransa'da istikrar ve monarşi yanlıları ile devrimciler arasındaki
çatışma sürdü. 1830'da ve 1848'de ve 1871'de üç ayrı devrim daha
yaşandı. 1848'de "İkinci Cumhuriyet", 1871'de ise "Üçüncü Cumhuriyet"
kuruldu.
Bu çalkantılı dönemin içinde masonlar her zaman son derece aktif
oldular. En büyük hedefleri ise, kiliseyi ve dini inançları zayıflatmak,
dini değer ve kuralların toplum üzerindeki etkisini yok etmek, dini
eğitimi ortadan kaldırmaktı. Masonluk, "antiklerikelizm" (kilise
düşmanlığı) olarak bilinen sosyal ve siyasi hareketin karargahı
gibi işlev gördü.
The Catholic Encyclopedia, "Grand Orient" olarak bilinen Fransız
masonluğunun bu din karşıtı misyonu hakkında önemli bilgiler vermektedir:
Grand Orient'in resmi bülten ve el kitabında bulunan Fransız Masonluğunun
resmi dökümanları, Fransız Parlamentosuna geçmiş Kilise karşıtı
tüm kanunların Mason localarına önceden geçirildiğini ve Grand Orient'in
yönetimi altında uygulandığını ispatlamaktadır. Ki burada açıkça
ifade edilen amaç, Fransa'daki her şeyi kontrol altına almaktır.
1903 Kongresi'nde resmi konuşmacı olan vekil Massé, 1898 Kongresi'ndeki
konuşmasını şöyle anlatıyor:
''Masonluğun en önemli görevi politik ve laik mücadelelere her
gün daha fazla müdahale etmektir... Kilise karşıtı mücadeledeki
başarı büyük ölçüde Masonluk sayesindedir. Masonluğun ruhu, programları,
yöntemleri galip gelmiştir. Eğer (Kilise karşıtı) Blok kurulduysa,
bu Masonluk ve localarda öğretilen disiplinin sonucudur... Eğer
işimizi bitirmek istiyorsak, ki henüz bitmemiştir, tetikte olmalıyız
ve karşılıklı güvene sahip olmalıyız. Bu iş, yani kiliseye karşı
mücadele, biliyorsunuz ki halen sürmektedir. Cumhuriyet, kendisini
dini kurumlardan kurtarmalı ve bunun için onları güçlü bir darbeyle
süpürmelidir. Yarım yaptırımlar her yerde tehlikelidir, karşımızdakiler
tek bir darbeyle ezilmelidir.
The Catholic Encyclopedia, Fransız masonluğunun dine karşı verdiği
savaşı anlatmayı şöyle sürdürmektedir:
Gerçekte 1877'den itibaren Fransa'da uygulamaya konan; eğitimin
dinden soyutlanması, özel Hıristiyan okullarına ve hayır derneklerine
karşı yaptırımlar, dini kurumların kapatılması, Kilise'nin mallarına
el konması gibi "kilise karşıtı" tüm Masonik reformlar, sadece Fransa'da
değil, tüm dünyada insan toplumlarının anti-Hıristiyan ve din dışı
bir şekilde yeniden organize edilmesi hedefine yöneliktir. Dolayısıyla
Fransız masonluğu, Masonluğun tümünün öncüsü olarak, evrensel bir
Masonik Cumhuriyetin kurulacağı bir çağın başlangıcını kutlamak
eğilimindedir. Grand Orient'in Büyük Üstadı Senator Delpech, 20
Eylül 1902'deki konuşmasında şöyle demektedir:
"Celileli'nin zaferi 20 yüzyıl sürdü, ama şimdi ölüm zamanı
geldi... Masonik Birliğin kurulduğu günden, Celile efsanesinin
üzerine kurulmuş olan Roma Kilisesi'nin erimesi de zaten başlamıştı."
Söz konusu masonun "Celileli" derken kast ettiği kişi Hz. İsa'dır.
Çünkü Hz. İsa, İncil'e göre Filistin'in Celile (Galile) kentinde
doğmuştur ve yine İncil'de Hz. İsa'ya "Celileli İsa" diye seslenildiği
bildirilir. Dolayısıyla masonların Kilise nefreti, Hz. İsa'ya ve
onun şahsında tüm İlahi dinlere duydukları nefretin bir ifadesidir.
19. yüzyılda inşa ettikleri materyalist, Darwinist ve hümanist kültürle,
kendilerince, İlahi dinleri öldürdüklerini ve Hıristiyanlık öncesinde
olduğu gibi Avrupa'yı tekrar pagan yaptıklarını düşünmüşlerdir.
Bu sözlerin söylendiği 1902 yılında, Fransa'da çıkarılan bir seri
kanun, din karşıtlığını ileri boyutlara götürmüştür. Tam 3000 dini
okul kapatılmış, okullarda herhangi bir dini eğitim verilmesi yasaklanmıştır.
Pek çok din adamı hapsedilmiş, bazıları ülkeden sürgün edilmiş,
dindarlar adeta ikinci sınıf insan uygulaması görmeye başlamıştır.
Bu nedenle 1904 yılında Vatikan, Fransa ile olan tüm diplomatik
ilişkilerini kesmiş, ama Fransa'nın tavrında bir değişiklik olmamıştır.
Ta ki Fransa I. Dünya Savaşı'na girip, Alman orduları karşısında
yüzbinlerce insanını kaybedip, gururu kırılıp, "maneviyat"ın önemini
anlayana dek.
Fransız Devrimi'nden başlayarak 20. yüzyıla kadar süren din karşıtı
savaş, The Catholic Encyclopedia'nın belirttiği gibi, "önceden mason
localarından geçmiş olan kanunların meclise onaylatılması" ile yürümüş,
yani temelde Fransız Masonluğu'nun (Grand Orient'in) bir operasyonu
olarak devam etmiştir. Bu gerçek, mason kaynaklarından açıkça anlaşılmaktadır.
Örneğin Türk masonlarının bir yayınında "Gambetta Birader'in 8 Temmuz
1875 günü Clémente Amitié Locası'nda Yaptığı Konuşmadan" şu alıntı
yapılmaktadır:
"İrtica hortlağı Fransa'yı tehdit ederken, din doktrinleri ve
geri fikirler, modern cemiyetin prensiplerine ve kanunlarına karşı
hücuma geçerken, Fran-masonluk gibi çalışkan, ileri görüşlü, hür
ve kardeşlik umdelerine bağlı bir teşkilatın sinesinde, Kilisenin
hudutsuz iddiaları, gülünç izamları ve adi tecavüzleri ile mücadele
etme kuvvet ve tesellisini buluyoruz... Uyanık olmalıyız ve mücadeleye
dayanmalıyız. Beşeriyetin nizam ve tekamül idealini teessüs ettirmek
gayesiyle, aşılamayacak siperimizi temin edecek dayanışmayı kuralım.
"
Dikkat edilirse masonik edebiyat sürekli olarak kendi fikirlerini
"ilericilik" olarak göstermekte, dindarları ise "gericilikle" itham
etmektedir. Oysa burada yapılan bir kelime oyunudur. Alıntıda "irtica
hortlağı" olarak söz edilen kavram, zaten gerçek dindarların da
karşı olduğu bir olgudur. Ama masonlar bu ifade ile gerçek ve hak
dini hedef almakta, insanları dinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, asıl olarak masonluğun savunduğu materyalist-hümanist
felsefe, Eski Mısır, Eski Yunan gibi pagan medeniyetlerden miras
kalmış oldukça batıl ve "geri" bir düşüncedir.
Dolayısıyla masonların "ilericilik-gericilik" söyleminin hiçbir
gerçekçi temeli yoktur. Gerçekte böyle bir temel de olamaz, çünkü
masonlar ile dindarlar arasındaki çelişki, her ikisi de tarihin
en eski devirlerden bu yana var olan iki fikrin arasındaki çelişkinin
bir tekrarından başka bir şey değildir. Bu iki fikirden birincisi,
insanın Allah tarafından yaratılmış ve O'na ibadet etmekle sorumlu
bir varlık olduğunu beyan eden dindir, ki doğru olan da budur. Diğeri
ise, insanın yaratılmadığını, başıboş olduğunu ve hayatının da bir
amacı bulunmadığı öne süren inkarcı düşüncedir. Bu gerçek anlaşıldığında,
gericilik-ilericilik gibi yüzeysel kavramların pek bir mana taşımadığı
da görülür.
Masonların "ilerleme" kavramını kullanarak gerçekte dini yok etmek
istedikleri, The Catholic Encyclopedia tarafından şöyle açıklanıyor:
"Aşağıdakiler (masonluk tarafından kullanılan) en önemli yöntemler
olarak sayılabilir:
Açık bir baskı politikasıyla veya Devlet ve Kilise arasındaki ayrım
adı altındaki daha ikiyüzlü sistemi kullanarak, Kilise'nin ve dinin
tüm sosyal etkisini yok etmek... Kilise'yi, tüm gerçek dini, yani
insanüstü bir kaynaktan gelen dini ortadan kaldırıp, bunun yerine
"insanlık" gibi soyut kültler yerleştirmek... Aynı şekilde "dinler
arasında ayırım yapmamak" sloganı altında, tüm özel ve kamusal hayatı,
en başta da toplumsal yönlendirim ve eğitimi sekülerleştirmek.
Grand Orient (Fransız Büyük Locası) tarafından kast edildiği manasıyla,
söz konusu "dinler arasında ayırım yapmamak" kavramı, anti-Katolik,
anti-Hıristiyan, ateist, pozitivist veya agnostiktir.
(Grand Orient'e göre) çocukların düşünce özgürlüğü ve vicdanı tamamen
ve sistematik olarak okulda şekillendirilmeli ve mümkün olduğunca
Kilisenin ve din adamlarının hatta kendi ailelerinin bile etkisinden
çıkarılmalı, bunun için gerekirse fiziksel ve manevi yaptırımlar
kullanılmalıdır. Grand Orient grubu, bunu, nihai hedefi olan evrensel
sosyal cumhuriyetin kurulması... için asla vazgeçilemez ve yanılmaz
bir yol olarak görmektedir. "
Görüldüğü gibi masonluk, "sosyal yaşamın özgürleşmesi" adı altında,
toplumun tamamen dinsizleştirilmesine yönelik bir program yürütmüş
ve yürütmektedir. Bunun, her vatandaşın dini inancına saygı duyan,
bu inancın özgürce yaşanması için fırsatlar sağlayan demokratik
laiklik modeli ile karıştırılmaması gerekir. Söz konusu demokrat
laiklik modeli, dindar olan veya olmayan her bireyin veya grubun
özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Oysa masonluğun amaçladığı
"sekülarizasyon", toplumun ve bireylerin zihninden dinin tamamen
çıkarılmasını ve bu amaçla dindarlara baskı yapılmasını hedefleyen
bir kitlesel beyin yıkama programıdır.
Masonluk içinde bulunduğu her ülkede, o ülkenin kültürüne ve şartlarına
uygun biçimde bu programı yürütmeye çalışmıştır.Bu ülkelerden biri,
Almanya ve İtalya'dır.