Masonluk
varlığını ilk kez 1717'de İngiltere'de resmi olarak ilan etti. Bu
tarihten sonra, önce İngiltere'de, ardından başta Fransa olmak üzere
Avrupa kıtasında yayılan masonluk, her ülkede din karşıtlarının
toplanma yeri oldu. Kendilerini "hür düşünürler" olarak ilan eden-bununla,
İlahi dinleri tanımadıklarını ifade eden-pek çok Avrupalı mason
localarında buluştu. Mimar Sinan dergisindeki "Masonluğun İlk Devirleri"
başlıklı bir makalede belirtildiği gibi, "masonluk, kiliselerin
dışında hakikati arayanların biraraya geldiği, toplandığı yer, melce
oluyordu."
Dahası "hakikati dinin dışında arayan" bu zümre, dine karşı da
büyük bir husumet duyuyordu. Bu nedenle örgüt, kısa sürede Kilise'nin,
özellikle de Katolik Kilisesi'nin rahatsızlık duyduğu bir güç merkezi
haline geldi. Bu masonluk-kilise çatışması giderek büyüyerek 18.
ve 19. yüzyıl Avrupa'sına damgasını vuracaktı. 19. yüzyılın ikinci
yarısında Avrupa dışındaki coğrafyalara da yayılmaya başlayan masonluk,
gittiği her ülkede din karşıtı felsefelerin ve hareketlerin çıkış
noktası haline gelecekti.
Mimar Sinan dergisindeki "Politika ve Masonluk" başlıklı bir makalede,
masonluğun bu din karşıtı savaşı şöyle açıklanmaktadır:
"Franmasonluk siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve
sosyal olayların akımına uygun olarak uluslar arası birleşik ve
sosyal bir kuruluş halinde örgütleşmesi 18. yüzyılın başlarına
rastlar. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı
sırada, onlara yardım için, din adamları kurallarının (ruhban
heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaş açmak durumuna
giren farmasonluğun yıkmak istediği şey, kilisenin hükümetler
ve halk üzerindeki tahakkümü idi. Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında
Papa tarafından dinsiz olarak ilan edilmiştir... Farmasonluk,
mezhepler özgürlüğü ilkelerini amaç edinen ülkelerde yalnız ismen
gizli ve esrarlı toplantıları olan bir dernek halinde kalmış ve
bu gibi memleketlerde hem müsamaha ve hem de teşvik görerek vakit
ve hali uygun orta sınıf halk ile yüksek memurlardan taraftarlar
bulmuş ve mason olan devlet erkanını kendi örgütlerinin başkanlık
makamına geçirmiştir. Katolik mezhebinin herkes için mecburi olduğu
güney memleketlerinde ise, gizli, yasak ve kanuni takip ve izlenmeye
maruz devrimci bir dernek niteliğini muhafaza etmiştir. Bu memleketlerde
orta sınıftan hür düşünceli gençler ve hükümetlerinin yönetiminden
memnun olmayan subaylar mason localarına girmeye ve böylece, İspanya,
Portekiz ve İtalya'da ve özellikle Vatikan kilise hükümetinin
tahakkümü altındaki rejimler aleyhine devrimci tertipler alınmaya
başlanmıştır."
Kuşkusuz burada mason yazar kendi örgütünün lehinde bir üslup kullanmakta,
masonluğun "kilise tahakkümü"ne karşı savaştığını ileri sürmektedir.
Ancak konuyu yakından incelediğimizde, pek çok ülkede "tahakküm"
kavramının asıl olarak masonlar tarafından kurulan veya desteklenen
rejimlere uygun düştüğünü görürüz. Öte yandan, masonluğun "tahakküme
karşı savaşma" iddiasının da göstermelik olduğu sonucuna varırız.
Kilise -Hıristiyanlığın çarpıtılmış olması sebebi ile- gerçekten
de skolastik fikirler ve baskıcı uygulamalar sergilemesine rağmen,
masonluğun kilise düşmanlığı bu sosyal meseleden değil, İlahi dinlere
karşı duyduğu nefretten kaynaklanmıştır.
Masonluğun yapısına, rit ve ayinlerine bir göz atmak, bu konuda
fikir vermek için yeterlidir.
Bir Mason Locası Örneği: "Cehennem Ateşi Kulübü"
Masonların 18. yüzyılda nasıl bir örgütlenme içinde olduklarını,
nelerle uğraştıklarını anlamak için yapılması gerekenlerden biri,
o dönemde ortaya çıkan çeşitli masonik gizli dernekleri incelemektir.
Bu derneklerden birisi, 18. yüzyılın ortalarında İngiltere'de aktif
olan "Cehennem Ateşi Kulübü"dür. (Hell Fire Club) Bu kulübün masonik
yapısını ve sahip olduğu din aleyhtarı, pagan kimliği, mason yazar
Daniel Willens "The Hell-Fire Club: Sex, Politics, and Religion
in Eighteenth-Century in England" adlı makalesinde açıklamaktadır.
Masonlar tarafından açılan "thefreemason.com" isimli internet sitesinde
yayınlanan makaleden bazı ilginç pasajlar şöyledir:
"İngiltere'de Kral III. George'un hükümdarlığı döneminde, mehtaplı
gecelerde, pek güçlü hükümet üyelerinin, önde gelen aydınların
ve etkili sanatçıların hep birlikte Thames nehrinin üzerinde bir
tekne içinde West Wycombe civarında bulunan bir manastır yıkıntısına
doğru yol aldıkları görülebilirdi. Orada, keşiş kıyafetlerine
bürünen bu saygıdeğer kişiler, kutsallığını yitirmiş bu manastırın
çanlarının çalmasıyla birlikte, her türlü ahlaksızlığa kendilerini
kaptırırlardı. Gece, kendini sefahate adamış bir soylu kadının
çıplak vücudu ile kutlanan bir Kara Ayin ile doruk noktasına ulaşır,
şeytanî tapınmalarını tamamlayan ele başları Britanya İmparatorluğu'nun
gidişatı ile ilgili komplolar kurmak için cümbüşe ara verirlerdi.
Halk arasında "Cehennem Kulübü" olarak tanınmış olmalarına karşın,
bu günah tarikatı, kendilerini, bir Gotik özenti ile "Medmenham'lı
St. Francis Keşişleri" diye adlandırırlardı. Bu dedikodu dolu
dönemde, topluluğun şeytani etkinlikleri hakkında epey söylenti
yayılmıştı, hatta 1765 yılında Charles Johnstone adlı bir yazar
Medmenham Keşişlerinin gizlerini açıkladığı "Chrysal" isimli bir
roman yayınlamıştı.
Medmenham Keşişleri'nin en önemli öncüsü, Wharton Dükü Philip
(1698-1731) tarafından 1719 yılında Londra'da kurulan Cehennem
Kulübüdür. Wharton, liberal partiden ileri gelen bir politikacı
ve bir masondu. Aynı zamanda ateist olan Wharton, satanist şenliklere
alenen önderlik ederek, dini alaya almaya çabalardı. Wharton,
1722 yılında Londra Büyük Locası'nın Büyük Üstadı seçildi..."
1739 Yılında Dashwood, Abbe Nicolini'yi görmek için gittiği Floransa'da,
Divan Kulübüne katılacak olan Lady Mary Wortley Montagu ile karşılaştı.
Bu dönemde İtalya'da masonların işleri pek yolunda gitmiyordu. Papa
XII. Clement, engizisyonu mason localarının aleyhine döndüren yeni
bir kararname yayınlamıştı. Ancak, 1740 yılının başlangıcında Papa
öldü. Yeni Papa'yı seçecek olan kardinaller kurulu toplantısı yapılırken,
Dashwood Roma'ya gitti. Masonların en büyük düşmanı Kardinal Ottiboni
kimliğine girdi ve halkın önünde maskaralıklar ve sövgülerle dolu
sahte bir ayin düzenleyerek Ottiboni ile alay etti....
Keşişlerin gerçek eylemlerini öğrenebilmek için gerekli belli başlı
bilgiler herhalde toplantı salonunda bulunmalıydı. Ancak salonun
hem döşenişi, hem de kullanılış tarzı bu güne kadar esrarını korudu.
Sansasyon yaratmaktan hoşlanan yazarlara göre, bu salon tam bir
satanist tapınaktı. Oysa, mason toplantıları için kullanıldığını
varsaymak çok daha akla uygun görünüyor. Medmenham Keşişlerinin
önde gelen üyelerinden biri olan ve ancak kulüpten ayrıldıktan sonra
masonluğa giren John Wilkes , eski dostlarına kara çalan bir makalesinde
şunları anlatmıştı: "Kutsal günlerde keşişlerin bir araya gelerek
en gizli ayinleri yaptıkları ve şatafatlı törenlerle kutsal adakları
BONA DEA adına sundukları, bu Eleusis Gizemleri toplantılarına hiçbir
günahkâr göz bile bakmaya cesaret edemezdi. " Dashwood'un politik
düşmanlarından biri olan ve kulübe kesin bir tavırla karşı çıkan
Sir Robert Walpole'un oğlu Horace, manastır hakkında şu alaylı sözleri
söylemişti: "Öğretileri ne olursa olsun, uygulamaları tam olarak
pagandı: Bu yeni kilisenin şenliklerinde hiç gizlemeden Bacchus
ve Venüs'e kurbanlar sunarlar, şarap fıçıları ile tanrıça heykelleri
gırla giderdi."...
Eğer o dönemlerde mevcut idiyse bile, Medmenham Keşişleri'nin üye
listesi bugün elde değil. Ancak, pek büyük bir olasılıkla kulübe
üye olan kişiler arasında, Dashwood'un kardeşi John Dashwood-King,
Sandwich Earl'ü John Montagu, John Wilkes, George Bubb Dodington,
Baron Melcombe, Paul Whitehead ve daha bir çok meslek sahibi kişiler
ve yerel toprak sahiplerinin bulunduğu biliniyor... Kamunun gözünde
skandal sayılacak kadar önemli kişiler bunlar.
Dashwood'un bugüne dek yarattığı etkinin tam merkezinde din sorunu
vardır... Cinsel büyüler, manastırda bulunan kabala kitabı, her
fırsatta ortaya çıkan Harpokrat'ın resmi, Dashwood'un masonlarla
olan ilintisi ve Medmenham Manastırında bulunan Theleme sloganı
gibi unsurlar, Cehennem Ateşi Kulübünün erken bir "Crowley'cilik"
olduğunu düşündürmektedir. Çok daha ciddi bir yaklaşım ise, Dashwood'un
mason bağıntılarının üzerinde durarak, manastırın toplantı salonunun
bir mason mabedi olduğunu, büyük olasılıkla isabetli olarak, ileri
sürebilir."
Bu uzun alıntıyı aktarmamızın nedeni, 18. yüzyılda ortaya çıkan
masonik örgütlenmenin nasıl bir atmosferde geliştiğine, kişileri
nasıl etkilediğine dair iyi bir fikir vermesidir. Masonluk, gizemli,
merak uyandırıcı, cezbedici bir örgüt olarak ortaya çıkmış, üye
olan kişilerde, toplumun genel inançlarına aykırı davranmanın getirdiği
bir tür psikolojik tatmin meydana getirmiştir. Masonik ayinlerin
temel özelliği ise, üstteki alıntıda da vurgulandığı gibi, İlahi
dinlerin sembol ve kavramları yerine pagan sembol ve kavramları
yüceltmesidir. Böylece, sadece sembolizm yoluyla dahi, masonluğa
giren kişiler Hıristiyanlığı terk ederek paganlaşmışlardır.
Ancak masonluk sadece garip ayinler düzenlemekle kalmamış, Avrupa'yı
İlahi dinlerden uzaklaştırıp pagan bir kültüre sürüklemek için siyasi
bir strateji de izlemiştir. Önümüzdeki bölümlerde Avrupa tarihinin
bazı önemli kilometre taşlarına ülke ülke bakacak ve bu aşamalarda
masonluğun dine karşı yürüttüğü söz konusu savaşın izlerini araştıracağız.
İlk bakmamız gereken ülke, Fransa'dır.