SOYKIRIMIN
SÖMÜRÜLMESİ VE SİYONİZM'E KARŞI OLAN YAHUDİLER
Harun
Yahya
Bugün pek çok dindar Yahudi, Nazi kamplarında gerçekleştirilen
soykırımın, siyasi ve ekonomik bir propaganda aracı haline geldiğini
ve konunun"sömürüldüğünü" ifade ediyor.
Naziler, 1933 yılında iktidara geldikten sonra, Alman toplumu içinde
kendilerince "zararlı" gördükleri insanları önce tecrit etmek sonra
da ortadan kaldırmak için acımasız bir politika uygulamaya koymuşlardır.
Nazilerin şiddet dolu politikasının ilk hedefi, Alman toplumu içindeki
özürlü ve genetik hastalıklara sahip insanlardır. Önce belirli "sterilizasyon
merkezleri"nde toplanan ve kısırlaştırılan bu hastalar, daha sonra
Hitler'den gelen gizli bir emirle öldürülmeye başlanmıştır.
Nazilerin ikinci hedefi, rejim muhalifleri olarak değerlendirilen
aydın gruptur. Fikirlerinden veya inançlarından dolayı tutuklanan
pek çok insan, Münih yakınlarında kurulan Dachau çalışma kampında
ağır şartlarda ölesiye çalıştırılmıştır.
Nazilerin zulmüne maruz kalan bir diğer grup ise ülkedeki Yahudilerdir.
Hitler ve Rosenberg gibi Nazi ideologları tarafından "dünyadaki
tüm kötülüklerin kaynağı" ve "Alman kanını bozan parazitler" olarak
gösterilmek istenen Yahudi halkı üzerinde, giderek ağırlaşan bir
baskı uygulanmıştır. Yahudi dükkanları boykot edilmiş, Alman halkı
Yahudilere karşı kin ve düşmanlık beslemeye yöneltilmiş, Yahudiler
üzerine yasal kısıtlamalar konmuştur. 1938 yılında, 9 Kasım'ı 10
Kasım'a bağlayan gecede düzenlenen ve binlerce Yahudi iş yerinin,
ev ve sinagogunun parçalanmasıyla sonuçlanan "Kristal Gecesi" (Kristallnacht),
Nazilerin Yahudilere zulmünün önemli bir dönüm noktasıdır. (Geceye
"Kristal Gecesi" denmesinin nedeni, yağmalanan işyeri ve evlerin
kırılan camlarının oluşturduğu görüntüdür.) (Harun
Yahya, Darwinizm'in Kanlı İdeolojisi: Faşizm)
Toplama Kamplarındaki Zulüm
Kristal Gecesi'nin ardından, önce Almanya ve Avusturya'daki, sonra
da -II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte- Alman işgali altındaki
ülkelerdeki Yahudiler aşamalı olarak toplama kamplarına sürülmüşlerdir.
Ancak yalnızca Yahudiler değil, Çingeneler, Slavlar, Rus savaş esirleri
gibi farklı etnik ve dini kimliğe sahip insanlar Auschwitz, Majdanek,
Sobibor, Treblinka, Belzec, Chelmno gibi, çoğu Polonya'da yer alan
kamplarda toplanmış ve çok kötü şartlarda Alman savaş endüstrisinde
işçi olarak kullanılmışlardır. Bu kamplarda açlık, salgın hastalıklar
ve sadist Nazi subaylarının sistemli cinayetleri sonucunda, yüz
binlerce masum insan yaşamını yitirmiştir.
Soykırımın Sömürülmesine Karşı Çıkan Yahudiler
Soykırımın sömürüldüğü gerçeği, son yıllarda bizzat Yahudiler tarafından
da ifade edilmektedir. Fransa'daki "Ecole Pratique des Hautes Etudes"
adlı eğitim kurumundaki Çağdaş Yahudi Tarihi kürsüsünün başkanı
Esther Benbassa, 1 Eylül 2000 tarihli Liberation gazetesinde yayınlanan
yazısında, "Yahudi soykırımının bir din haline getirildiğini" belirtmiş
ve şöyle yazmıştır: "Kendini kurban konumuna koyma, her Yahudiyi
eleştiriye karşı güvence altına alıyor ve böylelikle İsrail'i de
eleştirilere karşı güvence altına alıyor."
Yahudi soykırımı kavramının siyasi -ve ekonomik- bir propaganda
aracı haline geldiği gerçeğini vurgulayan önemli bir çalışma, New
York Üniversitesi'nden Yahudi asıllı tarihçi Norman G. Finkelstein'in
The Holocaust Industry: Reflections on the Explotation of Jewish
Suffering (Soykırım Endüstrisi: Yahudilerin Acılarının Sömürülmesi
Üzerine Düşünceler) adlı kitabıdır. Kendi öz anneannesi de Nazi
toplama kamplarında tutsak olarak yaşamış bir "soykırım mağduru"
olan Finkelstein, 2000 yılı basımı olan kitabında, soykırım kavramının
gerek İsrail gerekse Batı'daki Yahudi örgütleri tarafından tam anlamıyla
"sömürüldüğünü" anlatmaktadır.
Bilindiği gibi, II. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan uluslararası
mahkemeler, Almanya'yı Nazi mağduru tüm Yahudilere büyük bir tazminat
ödemeye mahkum etmiştir. Milyar dolarlarla ifade edilen bu tazminatın
taksitleri, Almanya tarafından İsrail'e ve dünyanın farklı ülkelerindeki
Yahudilere on yıllardır ödenmiştir ve halen ödenmeye devam etmektedir.
Sadece Almanya değil, başta İsviçre olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri,
İsviçre'nin birer finans imparatorluğu niteliğindeki uluslararası
bankaları hatta Nazi işgali sırasında Yahudilere yardım etmeyen
Doğu Avrupa ülkeleri de defalarca Nazi mağduru Yahudilere tazminat
ödemek durumunda bırakılmıştır.
Finkelstein, Soykırım Endüstrisi adlı kitabında, tüm bu tazminatların
kullanılmasında bazı yolsuzluklar yapıldığını, Nazi mağduru Yahudilere
verilmek üzere Almanya ve benzeri hükümetlerden çok büyük paralar
alındığını, ancak bunların gerçek sahipleri, yani Nazi mağduru Yahudiler
için değil, Siyonist örgütlerin finansmanına kullanıldığını anlatmaktadır.
Örneğin, Yahudi örgütleri geçtiğimiz yıllarda "Nazi kamplarında
köle işçi olarak çalıştırılan Yahudilerin emeklerinin tazminatı"
olarak Almanya'dan yeni bir ödeme istemişlerdir. Bu ödemeden yararlanacak
Yahudilerin sayısı olarak verdikleri rakam ise 135 bindir. Oysa
Finkelstein, resmi istatistiklere dayanarak, Nazi kamplarında işçi
olarak çalıştırılmış olup halen hayatta bulunan Yahudilerin sayısının
14-18 bin civarında olduğunu açıklamaktadır. Arada kalan büyük fark,
"tazminat" adı altında Siyonist örgütlerin kasasına aktarılacaktır.
(Norman G. Finkelstein, The Holocaust Industry, Verso Press, New
York, 2000. s. 126)
Sonuç
Naziler, Yahudileri II. Dünya Savaşı sırasında soykırım politikasına
tabi tutmuştur. Binlerce Yahudi -farklı milletlerden insanlarla
birlikte- Nazi vahşetinin hedefi olmuştur. Vicdan sahibi her insan,
her Müslüman, bu vahşeti lanetler.
Burada göz önünde bulundurulması gereken iki önemli konu vardır:
1- Nazi zulmünün mağdurları, sadece toplama kamplarının tutsakları
veya sadece Yahudiler değildir.
2- Yahudilerin Nazi zulmüyle büyük mağduriyet yaşamış oldukları
gerçeği, bazı Yahudilerin diğer bir millete (örneğin Filistinlilere)
yaptıkları bir zulmü meşru ve haklı göstermek için kullanılamaz.
Bu iki noktayı özellikle belirtmek gerekir. Kendilerine resmi ideoloji
olarak Siyonizm'i seçenler, 50 yıldır, bu konuda yanıltıcı bir propaganda
kullanmaktadırlar. II. Dünya Savaşı'nın tek mağdurunun Yahudiler
olduğu ve bunun da İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı zulmün
mazur görülmesine neden olması gerektiği telkin edilmektedir. Bu
konuda değerlendirme yaparken, söz konusu "sömürü politikası"nın
son derece yanlış ve sonuç bakımından da tehlikeli olduğu mutlaka
hatırlanmalıdır.
SİYONİZM'E KARŞI OLAN YAHUDİLER
Siyonizm'in çıkış noktası, Yahudi dini değil, 19. yüzyıldan miras
kalan ırkçı, sömürgeci ve "Sosyal Darwinist" ideolojiydi. Bu ideoloji,
Alman milletini Nazizm'e sürüklediği gibi, bazı Yahudileri de Siyonizm'e
sürükledi.
Siyonizm, 19. yüzyıl Avrupası'nın iki belirgin karakterinden büyük
ölçüde etkilenmişti: Irkçılık ve Sömürgecilik. Siyonizm'in belirgin
özelliği, din-dışı bir anlayışın savunucusu olmasıydı. Siyonizm'in
fikri öncülüğünü yapanlar, Yahudiliği bir inanç birliği olarak değil
de bir ırk birliği ismi olarak kabul ediyorlardı. Siyonist çevreler,
Yahudilerin Avrupalı milletlerden ayrı bir ırk olduğu, onlarla birlikte
yaşamalarının mümkün olmadığı, mutlaka kendilerine has ayrı bir
yurt edinmelerinin şart olduğu iddiasıyla ortaya çıktılar. Yurt
olarak Filistin'i seçmelerinin nedeni de dini değil, tarihseldi.
Siyonizm, Ortadoğu'ya girdiği günden beri bölgeye acı getirdi.
İki dünya savaşı arasındaki dönemde, Siyonist terör örgütleri Araplara
ve İngilizlere karşı kanlı saldırılar düzenlediler. 1948'de İsrail'in
kurulmasının ardından, Siyonizm'in yayılmacı stratejisi Ortadoğu'yu
karmaşaya sürükledi.
Burada vurgulanması gereken nokta şudur: Bu zulmü gerçekleştiren
Siyonizm'in çıkış noktası, Yahudi dini değil ırkçı, sömürgeci ve
"Sosyal Darwinist" ideolojiydi. İnsanlar arasında çatışma olması
gerektiğini savunan, "güçlüler kazanır, zayıflar yok olur" felsefesini
empoze eden Sosyal Darwinizm, Alman milletini Nazizm'e sürüklediği
gibi, bazı Yahudileri de Siyonizm'e sürükledi.
Siyonizm'i eleştiren dindar Yahudiler de aynı gerçeği vurguluyorlar.
Bu dindar Yahudilerin bir kısmı İsrail devletini meşru görüp tanımamaktadırlar.
Dindar Yahudilerin önde gelen isimlerinden Haham Hirsch, "Siyonizm,
Yahudi halkını milli bir antite (varlık) olarak tanımlamak ister...
bu dinen bir sapmadır" der. İsrailli devlet adamı Amnon Rubinstein'a
göre, "Siyonizm, (bazı Yahudilerin) babalarının yurduna ve hahamların
sinagoguna baş kaldırısının doğal sonucu"dur. Siyonizm, gerçekte
bir tür faşizmdir. Faşizm ise dinden değil, dinsizlikten kaynak
bulur. Dolayısıyla Ortadoğu'da akan kanın asıl sorumlusunun, Yahudi
dini değil, din-dışı, faşist ideoloji olan Siyonizm'dir.
Faşizmin diğer versiyonları gibi Siyonizm de, dini kendi amaçları
için kullanmak istemiştir. Siyonizm'in Museviliği kendi amaçları
için kullanmaya çalışması, asla bir "Yahudi düşmanlığı"nın gerekçesi
olamaz. Müslümanlar Siyonizm'e karşıdır, "Kitap Ehli"ne değil. Antisemitizm
olarak adlandırılan "Yahudi düşmanlığı"nın İslam'da hiçbir yeri
yoktur. Müslümanlar, antisemitizm de dahil her türlü ırkçılığa karşıdır.