PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED (SAV)'İN
FEDAKAR AHLAKI
Harun Yahya
Allah rızası için birlik içinde hareket etmek,
müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir
imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara
baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini
görürüz. Başta Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı
en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık
örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına
vesile olmuşlardır.
Peygamber Efendimiz (sav), gönderildiği müşrik
toplumu, o güne kadar yaşadıkları sapkın inançlarını terk etmeye
ve yalnızca bir olan Allah'a kulluk etmeye çağırmıştır. Resul-ü
Ekrem Efendimiz, bu tebliği sırasında çok büyük zorluklarla karşılaşmıştır.
İslam ahlakının toplumda yaygınlaşmasının kendi menfaatlerini
zedeleyeceğini düşünen müşrikler, Peygamberimiz (sav)'e ve inananlara
karşı birlik olmuş, ellerindeki tüm imkanları kullanarak büyük
bir mücadele yürütmüşlerdir. Atalarının şirk dinini değiştirmeyi
kabul etmemiş, Peygamberimiz (sav)'e tuzaklar kurmaya yeltenmişlerdir.
Resulullah'tan nefislerine uygun ayet getirmesini istemiş, O'nu
öldürmeye, yaşadığı yerden sürmeye ya da tutuklamaya kalkışmışlardır.
Allah'ın Resulü'nün tebliğinin insanlar üzerindeki etkisini önleyebilmek
için, Peygamberimiz (sav)'e delilik, büyücülük, akıl yetersizliği,
doğru sözlü olmamak, şairlik gibi asılsız iftiralarda bulunmuşlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların sözlü ve fiili olarak yaptıkları
tüm bu iftira ve saldırılara karşı çok üstün bir sabır ve tevekkül
göstermiş, onlara hep Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Allah'ın
indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını
hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak hareket etmiştir.
Yapılan tüm tehditlere, baskılara ve çıkarılan zorluklara rağmen,
dini tebliğ etmeye devam etmiştir. İnkarcılara karşı verdiği bu
mücadelenin yanı sıra, beraberindeki Müslümanların her türlü sorumluluğunu
da birinci dereceden kendisi üstlenmiştir. Onları bir yandan tehlikelerden
korurken, bir yandan da din ahlakını tebliğ ederek çevresindeki
tüm insanları eğitmiştir.
Kuşkusuz Resulullah'ın bu üstün ahlakı, tüm Müslümanlar
için çok önemli bir örnektir. Peygamberimiz (sav)'in, en zor şartlarda
iken bile öncelikle dinin menfaatlerini, Müslümanların rahatını,
güvenliğini ve huzurunu ön planda tutması, O'nun sahip olduğu
üstün fedakarlık anlayışını göstermektedir. Savaşların en kızıştığı,
Allah'ın Müslümanları açlık, yokluk, hastalık gibi sıkıntılarla
denediği bir ortamda Peygamberimiz (sav), Müslümanlara karşı çok
büyük düşkünlük göstermiş, onları merhamet ve şefkatle koruyup
kollamıştır.
Sahabeler de Hz. Muhammed (sav)'in bu üstün fedakarlık
anlayışını kendilerine örnek alıp, maddi manevi her konuda üstün
bir ahlak sergilemişlerdir. Bu fedakarlık ruhuna dayanan birlik
ve beraberlikleri sonucunda büyük bir kuvvet elde etmiş, Allah'ın
rahmetiyle inkar edenlere ve müşriklere karşı büyük zaferler kazanmışlardır.
Peygamberimiz (sav) döneminde çok küçük bir topluluk olan Müslümanların
sayısı giderek büyük bir yükselişle artmış, İslamiyet tüm Arap
Yarımadasına yayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (sav) herşeyden önce nefsinden
yana büyük fedakarlıklarda bulunmuş, iman edenlerin dünya ve ahiret
menfaatleri için kendi nefsinden feragat etmiştir. Kuşkusuz İslam
ahlakını yeni öğrenmekte olan kimselerin eğitimi, çoğu zaman büyük
özveriler gerektirmiştir. Kuran'ın çeşitli ayetlerinde gerek Bedevi
olarak adlandırılan göçebe kimselerin gerekse de kalpleri imana
henüz yeni ısınmakta olan kişilerin cahilce tavırlarından bahsedilmektedir.
Kuran'da yer alan bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz;
ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz
kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi,
14)
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın
elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın
ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 97)
Çevrenizdeki bedevilerden münafık
olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş
olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz
onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba
döndürülecekler. (Tevbe Suresi, 101)
Peygamber Efendimiz (sav) çevresindeki insanların
cahilce tavırlarına daima en güzel şekilde, Kuran ahlakıyla karşılık
vermiştir. Kuran'da Resulullah'ın bu üstün ahlakı şöyle bildirilmektedir:
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi,
4)
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı
çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.
(Ahzab Suresi, 21)
Bir insanın çevresindeki kimselerin kimi zaman
cahillikten, kimi zaman ise art niyet, kötü ahlak ya da zalimlikleri
nedeniyle sergiledikleri bozuk tavırlara karşı sabır gösterebilmesi,
tüm bunlara en güzel ahlak ile karşılık verebilmesi büyük bir
fedakarlık örneğidir. Özellikle de kişinin haklı olduğu, hakkının
yendiği, haksızlığa uğradığı durumlarda bu hakkından vazgeçebilmesi
büyük bir üstünlüktür. Kimi zaman cahillik içerisinde olan kimseler,
bu üstün ahlakı takdir edemeyebilir ya da farkına bile varamayabilirler.
Ancak bu ahlakı yalnızca Allah'ın rızasını kazanabilmek için yaşayan
derin iman sahipleri, affetmenin, sabır göstermenin, alttan almanın
nefse en zor geldiği durumlarda bile nefislerinden feragat ederler.
Resul-ü Ekrem Efendimiz de çevresindeki insanların kötü niyetli
tavırlarına karşı, Allah rızası için kendi nefsinden yana fedakarlık
göstermiş, daima onları doğru olana teşvik edip ıslah etme yolunu
tercih etmiştir. Allah, Peygamberimiz (sav)'in müminlere karşı
olan bu düşkünlüğünü, fedakarlığını ve güzel ahlakını ayetlerde
şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara
yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden
dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli
ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik
ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden
saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp)
pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli
ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Hz. Ayşe'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte
Peygamberimiz (sav)'in bu güzel ahlakı "…Resullullah başkalarını
nefsine tercih ederdi."1 sözleriyle ifade edilmiştir. Hz. Hüseyin'den
rivayet edilen bir hadis-i şerifte ise alemlere rahmet olarak
gönderilen Resulullah Efendimiz (sav)'in fedakar ahlakı şöyle
anlatılmaktadır:
Babama Resullullah'ın oturuşunu sordum, şöyle
buyurdu: "Allah Resulü ancak zikir üzerine otururlardı. Belli
yerleri kendisine tahsis etmediği gibi, böyle yapmaktan insanları
da sakındırırdı. Bir meclise vardığında, nerede meclis bitmişse
(boş yer var ise) o noktada oturur ve sahabilere de böyle davranmalarını
emrederdi. Kendisiyle oturan herkese payını verirdi. Onunla oturan
hiç kimse, Resullullah'ın katında kendisinden daha üstünü olduğu
kanaatine varmazdı. Kim Resullullah ile oturursa veya bir ihtiyacını
Hz. Peygamber'den almak için kendisine giderse, Hz. Peygamber
(sav) ona karşı sabreder, o Peygamberi bırakıp gidici olurdu.
Kim Hz. Peygamber (sav)'den bir ihtiyacını isterse ya o ihtiyacı
yerine getirir veya tatlı söz söyleyerek onu geri gönderirdi.
Onun güler yüzü, güzel ahlakı, o insanları zengin kılmıştı.2
Bir başka hadis-i şerifte Rabbimiz'in yüksek
ahlak bağışlamış olduğu Hz. Muhammed (sav)'in bu üstün tavrı şöyle
anlatılmaktadır:
Yezid et-Teymi şöyle anlatıyor: Huzeyfe'nin yanındaydım.
Bir kişi Huzeyfe'ye, "Eğer ben Peygamber zamanına yetişseydim
onunla beraber savaşır ve büyük bir metanet gösterirdim" dedi.
Huzeyfe ona "Sen mi öyle yapacaktın? Allah'a yemin ederim ki,
Ahzab günü Hz. Peygamber'le beraberdim. Şiddetli rüzgar ve korkunç
bir soğuk vardı. Hz. Peygamber "Bir kişi yok mudur ki, müşriklerden
bir haber getirsin de kıyamet günü benimle beraber bulunsun."
Sonra Hz. Peygamber haber getirmem için beni gönderdi. Gidip Kureyş'in
durumunu öğrendikten sonra Resullullah'a vardım. Düşmanın yanından
döndükten sonra yine eskisi gibi titriyordum. Resullullah'a haberi
verdim. Resullullah abasını bana giydirdi. Aba sırtındaydı ve
onunla namaz kılıyordu. Ve sabaha kadar Hz. Peygamber'in abası
altında uyudum.3
Gösterdiği bu eşsiz ahlakın yanı sıra Resul-ü
Ekrem Efendimiz, Kuran'ın "De ki: "Şüphesiz benim namazım,
ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
(Enam Suresi, 162) ayetinde bildirildiği şekilde, tüm hayatını,
malını, canını Allah'a adamıştı. İslam ahlakının tüm insanlar
arasında yaygınlaşması, huzur, barış ve sevgi ahlakının hakim
olması için maddi ve manevi tüm imkanlarını ortaya koymuştu. Bu
uğurda her türlü zorluğa büyük bir şevk ve teslimiyetle talip
olmuştu.
İslami kaynaklara göre, Resul-ü Ekrem Efendimiz
(sav) üç sene kadar tebliğ faaliyetlerini gizliden gizliye sürdürmüş,
tebliğinde son derece ihtiyatlı davranmıştır. Bu dönemde pek çok
kişi Müslümanlığı kabul etmiş ve İslamiyet giderek güç kazanmıştır.
Üç senenin sonunda ise Allah'ın emri üzerine Peygamber Efendimiz
(sav) peygamberliğini ve İslamiyet'i, Kureyşli kabilelerin her
birine ayrı ayrı açıkça ilan etmiştir. Kureyşli müşrikler eziyet
ve düşmanlığa yeltenerek Peygamberimiz (sav)'in davetine karşı
çıkmışlardır. Ona karşı amansız bir mücadeleye girmiş, ellerindeki
bütün imkanları kullanarak bu mübarek insanı etkisiz hale getirmeye
çalışmışlardır. Bunun için ise mümkün olan her türlü eziyet ve
hatta suikast yöntemlerine başvurmuşlardır. Başta Ebu Leheb ve
karısı Ümmü Cemil, Ebu Cehil olmak üzere, Kureyş kabilelerinin
önde gelenleri Resulullah'ı durdurabilmek için büyük mücadeleler
vermişlerdir.
Ancak İslamiyet'in yayılmasını önleyebilmek için
başlattıkları tüm girişimler sonuçsuz kalmıştır. Bu durum Mekkeli
müşrikleri ve kavmin önde gelenlerini oldukça rahatsız etmiştir.
Aleyhteki tüm çabalarına rağmen Müslümanların sayısı gün geçtikçe
artmış ve İslamiyet, Mekke dışındaki kabileler tarafından da kabul
görmeye başlamıştır. Hz. Ömer, Hz. Hamza gibi önde gelen kimselerin
de Müslümanların safına katılması ve bu yolla İslam'ın giderek
güçlenmesi bu kimseleri oldukça tedirgin etmiştir. Yaptıkları
işkencelerle, şiddet gösterileriyle kimseyi dininden çeviremediklerini,
İslamiyet'in yayılmasını engelleyemediklerini görmüşlerdir. Bu
durumda yeni bir yöntem arayışına gitmiş ve Müslümanları baskı
ve boykot yöntemleriyle durdurmaya çalışmışlardır. İttifakla aldıkları
boykot kararlarına göre Müslümanlarla ve onları koruyan kabilelerle
ticari hiçbir münasebette bulunulmamasına karar vermişlerdir.
Bu karara göre onlara hiçbir şey satılmayacak ve onların mallarından
hiçbir şey alınmayacaktı.
Kabe duvarına yazılı olarak astıkları bu kararlar
kısa sürede tüm Mekkeliler tarafından uygulamaya geçirilmiştir.
Bu katı boykot nedeniyle Müslümanlar topluca bir yere taşınarak
birarada yaşamaya başlamışlardır. Müşrikler, boykota uğrayanların
toplandıkları mahalleye neredeyse hiçbir gıda malzemesi sokmuyorlardı.
Sadece Hac mevsiminde dışarı çıkıp alışverişte bulunmalarına izin
veriyorlardı. Ancak bu durumda da köşe başlarında durarak onlara
bir şey aldırmamak için ellerinden gelen her türlü engellemeyi
yapıyorlardı. Kimi zaman Müslümanlara mal satmamaları için satıcıları
tehdit ediyor, kimi zaman ise satıcıların tüm mallarını satın
alarak Müslümanların alabilecekleri bir şey bırakmıyorlardı. Mekke'ye
yiyecek getiren kervanları şehrin dışında karşılayıp çeşitli vaatlerle
onları Müslümanlar aleyhinde kışkırtıyorlardı.
Bu dönemde boykota uğrayan Müslümanlar, dışarıdan
fazla bir şey alamadıklarından kısa sürede şiddetli bir açlık
ve kıtlıkla karşı karşıya kaldılar. Bu dönemde Resul-ü Ekrem Efendimiz
(sav), amcası Ebu Talip ve Hz. Hatice boykota uğrayanların ihtiyaçlarını
giderebilmek için tüm mal varlıklarını harcadılar. Tam üç sene
süren bu boykot ile oluşturdukları sıkıntı, açlık ve kıtlık ortamına
rağmen, inkar edenler yine de İslamiyet'in yayılmasını önleyemediler.
Resul-ü Ekrem Efendimiz bu ağır şartlar altında, büyük fedakarlıklarla
tebliğ görevini en güzel şekilde yerine getirmişti.
Üç senenin sonunda Kureyşli ileri gelenler boykotu
çeşitli sebeplerle sona erdirmek durumunda kaldılar. Ancak Müslümanlar
aleyhinde çaba harcamaktan vazgeçmediler. Bu dönemde Mekke'nin
sözü dinlenen isimlerinden biri olan ve Müslümanlığı kabul etmemesine
rağmen, Peygamberimiz (sav)'i ilk günden itibaren koruyup destekleyen
amcası Ebu Talip ve Peygamberimiz (sav)'in hanımı Hz. Hatice'nin
vefatı Kureyşlilerin cesaretlerinin daha da artıp harekete geçmelerine
neden oldu. Ebu Talip'in konumu nedeniyle o zamana dek Peygamberimiz
(sav)'e yönelik bir girişiminde bulunmaktan çekinen Kureyş'in
önde gelenleri, bu durumun ortadan kalkmasını fırsat bildiler.
Peygamber Efendimizin tebliğini durdurabilmek ve Müslümanların
dinlerini yaşabilmelerini engelleyebilmek için her türlü zulüm,
baskı, işkence, tehdit ve eziyet yöntemine başvurdular.
İslam'ın tebliğinin onuncu yılında Peygamber
Efendimiz (sav), giderek artan bu sözlü ve fiziksel baskılar karşısında
Mekke dışındaki bir topluma seslenmeye karar vermiştir. Hz. Zeyd
bin Harise ile birlikte Arabistan'ın önemli bölgelerinden biri
olan Taif'e giderek oradaki Sakif kabilesini İslamiyet'i kabul
etmeye ve onları Kureyş müşriklerine karşı Müslümanları korumaya
davet etmiştir. Taif'te kaldığı on gün boyunca kabilenin ileri
gelenlerine İslam'ı anlatmıştır. Ancak Lat adlı büyük bir puta
tapınan Taifliler arasında Peygamberimiz (sav)'in tebliğine uyan
olmamıştır. Resulullah, kentin önde gelen isimleriyle tek tek
konuşmuş, ama bu kimselerin cehalet, kibir ve düşmanlık içerisinde
olduğunu görmüştür. Resulullah buradaki insanların Hz. Zeyd bin
Harise ve kendisine karşı yönelttikleri sözlü ve fiili saldırılara
karşı sabretmiştir.
Peygamberimiz (sav), her an ölüm, işkence, açlık
ve sürgün gibi tehditler altında yaşayan Mekke'deki Müslümanları,
bu zor şartlardan kurtarmak için her yolu denemiştir. O dönemin
zor koşulları altında, rivayetlerde bildirildiği üzere, yürüyerek
Taif'e gitmesi ve buradaki putperest insanlara doğru yolu gösterebilmek
için elinden gelen herşeyi yapması Resulullah'ın üstün ahlakının
tecellilerindendir. Nitekim burada da, rivayetlerde anlatıldığı
üzere bu cahil insanların çeşitli eziyetleriyle karşı karşıya
kalmıştır. Ancak Peygamber Efendimiz (sav) İslamiyet'in yayılması
ve Müslümanların güvenliğe kavuşması için tüm bunları göze almış,
fedakarlıkta tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Peygamberimiz Mekke'ye dönüşünde Kureyşlilerin
Müslümanlara baskılarını şiddetlendirdiklerini görmüş ve İslamiyet'i
diğer kabilelere tebliğe devam etmiştir. Hac mevsiminde Mekke
çevresinde konaklayan ya da yılın belirli dönemlerinde kurulan
panayırları gezmeye gelen Arap kabileleriyle görüşmüş, Kuran'ı
anlatarak onları İslam'a davet etmiştir. Peygamberimiz (sav) bu
dönemde de pek çok zorlukla karşılaşmış, ama Allah rızası için
tüm bunlara güzel bir sabır ve tevekkülle karşılık vermiştir.
Resulullah'ın İslam'a çağırdığı kabileler kimi zaman Peygamberimiz
(sav)'e düşmanca tavırlarla karşılık vermişlerdir. Ancak Resulullah
bu zor şartlar altında da tebliğine devam etmiştir. Resul-ü Ekrem
Efendimiz (sav) tebliğini yaparken, Ebu Leheb gibi müşriklerin
aleyhte yürüttükleri faaliyetlere de karşı koymak durumunda kalmıştır.
Aynı dönemde Ebu Leheb de Mekke çevresine gelen kabilelerle görüşüp,
Peygamberimiz (sav) hakkında iftira dolu sözler söyleyerek onları
etkilemeye, Resulullah'ın tebliğini dinlemelerine engel olmaya
çalışmıştır.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinin 11. senesinde
Medine'den gelen altı kişilik bir kafile Peygamber Efendimizin
tebliğinin vesilesiyle Müslüman olmuşlardır. Kabileleri tarafından
sevilen ve söz sahibi olan bu kişiler Medine'ye döndüklerinde
akrabalarını da İslam'a davet etmiş ve kısa sürede İslamiyet Medine'de
geniş ölçüde yayılmıştır. Bu tarihten sonraki iki Hac mevsiminde
tekrar kafileler halinde Mekke'ye Peygamberimiz (sav)'le görüşmeye
gelen Medineliler, Allah'ın Resulüne bağlılık ve itaat sözü vermişlerdir.
Medinelilerin Peygamberimiz (sav)'e biat ettiğini duyan Mekkeli
müşrikler ise, Müslümanlara olan baskılarını daha da artırarak,
Mekke'yi iman edenler için yaşanmaz hale getirmeye çalışmışlardır.
Bu dönemde Allah'tan gelen vahiy üzerine Hz. Muhammed (sav) Mekkeli
Müslümanlara Medine'ye hicret edeceklerini bildirmiştir. Mekkeli
müşrikler, Müslümanların Medine'deki müminlerle birleşerek büyük
bir güç elde edecekleri endişesiyle, Müslümanların hicret etmelerine
de engel olmaya çalışmışlardır. Kimilerini tutuklayıp işkence
etmiş, kimilerinin de "yollarını keserek" onlara zorluk çıkarmak
istemişlerdir.
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emri gelene kadar
Hz. Ebubekir ve Hz. Ali ile birlikte Mekke'de bir süre daha kalmıştır.
Hz. Muhammed (sav)'in Allah'ın İlahi koruması altında olduğundan
gafil olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve inkar edenlerin diğer önde
gelenleri, pek çok defa deneyip başarısız olduklarını gördükleri
halde, Peygamberimiz (sav)'e karşı fiili bir saldırı daha düzenlemeye
karar vermişlerdir. Bu amaçla Kureyş'in her kabilesinden güçlü
birer kişi seçilmiş ve bu kişilerin Hz. Muhammed (sav)'e karşı
hep birlikte bir tuzak hazırlamalarına karar verilmiştir. Böylece
her kabilenin olaya dahil olacağını ve bu yüzden Peygamberimiz
(sav)'in kabilesinin bu duruma karşılık veremeyeceğini düşünmüşlerdir.
Allah Kuran'da Peygamber Efendimize hazırlanan bu tuzağı şöyle
bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak
ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık)
kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin)
hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Ancak Resulullah, ayetten de anlaşıldığı üzere,
puta tapan müşriklerin tüm girişimlerinden olduğu gibi, Allah'ın
yardımıyla bu tuzaktan da korunmuştur. Bu olayın ardından Hz.
Ebubekir ile birlikte Medine'ye doğru yola çıkan Peygamberimiz
(sav)'e yeni bir tuzak daha kurulmuş, Mekke'nin önde gelenleri
Resulullah'ın arkasından O'nu bulabilmek için silahlı kişiler
göndermişlerdir. Ancak Allah'ın İlahi korumasıyla Peygamber Efendimiz
(sav)'e kurulan bu tuzak da boşa çıkmıştır. Allah Kuran'da Hz.
Muhammed (sav)'in içerisinde bulunduğu bu durumu şöyle bildirmiştir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah
O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu
(Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına
şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."
Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti,
O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin
de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın
kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamber Efendimiz (sav)'i durdurmak için kurulan
tuzaklar elbette ki bu kadarla sınırlı kalmamıştır. Ebu Leheb,
Ümmü Cemil ve Ebu Cehil gibi müşriklerin önde gelenleri hemen
her fırsatta Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya,
ona eziyet vermeye çalışmış ve pek çok kere öldürme girişiminde
bulunmuşlardır. Allah'ın Resulü'ne ve hak dine karşı çirkin cesaret
gösteren bu kimseler hakkında Allah ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı
ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir
ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı (ve) Boynuna bükülmüş
bir ip (bağlanmış) olarak. (Mesed Suresi, 1-5)
Peygamber Efendimiz (sav), bir yandan putperest
kavminin bu tavırlarına karşı mücadele ederken bir yandan da güzel
ahlakıyla, fedakarlığı, kararlılığı ve teslimiyeti ile çevresindeki
tüm Müslümanlara örnek olmuştur. Hadis-i şeriflerde Resulullah'ın
üstün ahlakı ve cömertliği şöyle bildirilmektedir:
Resul (sav) hayır işlerinde insanların en cömerti
idi. Peygamber (sav) hayır yönünden esmekte olan rüzgardan bile
daha cömertti.4
Kendisinden bir şey istenildiği zaman asla "yoktur"
demezdi ve kendisinden istenilen hiçbir şeyi esirgemezdi.5
"Resulullah (sav) insanların en cömerdi, en cesuru
ve şecaatlisiydi."6
Ebu Zerr bana şunları söyledi: "Ey kardeşimin
oğlu! Ben Hz. Peygamber'in yanına gitmiştim. Elimden tutarak bana
"Ey Ebu Zerr! Uhud Dağı kadar altın ve gümüşüm olsa ölmeden önce
bir kıratını dahi bırakmaksızın Allah yolunda infak etmeyi isterdim"
buyurdular.7
Diğer bir hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (sav)'in
Hz. Ayşe'ye şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
"Malı toplayıp da harcama hususunda cimri davranma
ki Allah rızkını senden keser, saklayıp elinde infak etmeksizin
tutma ki Allah da senden meneder."8
Bir başka hadiste ise Peygamberimiz (sav)'in
bu konudaki üstün ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
Ayşe (R. Anha)'ya dedim: "Resulullah (sav) aile
efradının içinde nasıl idi?" Cevap verdi: "İnsanların en yumuşağı,
insanların en cömerdi idi. Güleryüzlü ve tebessüm sahibi idi..."9
Müslümanlara üstün ahlakıyla en güzel şekilde
örnek olan Resulullah (sav), bir hutbesindeki sözleriyle müminleri
cömertliğe şöyle teşvik etmiştir:
Bir hutbesinde Allah'a hamdu senalar ettikten
sonra; "Ey insanlar! İyi biliniz ki Allah Teala sizlere din olarak
İslam'ı seçmiştir. İslamınızı cömertlik ve güzel ahlakla süsleyiniz.
Bilmenizi isterim ki, cömertlik kökü cennette, dalları ise dünyada
bulunan bir cennet ağacıdır. İçinizden cömertlik edenler o dallardan
birine yapışmış olup, bu dal onu cennete götürecektir. Cimriliğe
gelince, o da kökü cehennemde, dalları ise bu dünyada bulunan
bir ağaçtır. Ki cimrilik yaparak kendi dallarından birine tutunanı
cehenneme götürür." Daha sonra Peygamber (sav) iki kez; "Allah
yolunda cömert olun" buyurdular.10
1- Muhammed
Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı
İslami Hayat, Cilt 1, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi: 2/1,
sf. 297 (Terğib, V/148; Beyhaki Hz. Aişe’den)
2- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının
Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 1, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/1, sf. 28
3- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının
Yaşadığı İslami Hayat, Sentez Neşriyat, Cilt 1, Temel Eserler Serisi:
2/1, sf. 318 (Müslim)
4- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının
Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 3, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/3, sf. 129 (Sıfatu’-Safve, I/69 (Buhari ve Müslim, Cabir b. Abdillah’tan)
İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri, Temel Neşriyat,
sf. 84
5- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının
Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 3, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/3, sf. 129 (Heysemi, IX/13)
İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri, Temel Neşriyat,
sf. 84
6- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri, Temel Neşriyat,
sf. 86
7- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının
Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 2, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi:
2/2, sf. 196 (Heysemi X/239 (Bezzar’dan. Ayrıca Taberani’nin de
benzer şekilde rivayet ettiği kaydedilir)
8- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri, Temel Neşriyat,
sf. 87
9- İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili Mu’cizeleri, Temel Neşriyat,
sf. 89
10- Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve
Ashabının Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 2, Sentez Neşriyat, Temel
Eserler Serisi: 2/2, sf. 192 (Kenz III/310 (İbn Asakir, Enes’ten)