Evrim
teorisini, özellikle son yıllarda, birçok vesile ile duyar olduk.
Herhalde hiçbir bilimsel teori "bilimle ilgilenmeyen" sıradan insanların
hayatı ile bu kadar içiçe hale gelip, günlük gazetelere yıllarca
haber konusu olacak kadar ortalıkta olmamıştır.
Bugünlerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde
de evrim teorisi konulu tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Ancak
bu tartışmalar sırasında özellikle dikkati çeken bir husus, bazı
inançlı kişilerin de ateist çevrelerin sahiplendikleri evrim teorisini
savunmalarıdır.
Bu kişiler Charles Darwin'in evrim teorisinin
dinle çelişmeyeceği, evrim teorisine karşı çıkanların ise gereksiz
bir gündem oluşturdukları görüşüne sahipler.
Ancak bu, birçok açıdan yanılgılarla dolu bir
düşüncedir ve Darwinizm'in asıl iddiasını kesinlikle ortaya koyamamaktadır.
Allah'ın varlığına ve tüm canlıların yaratıcısı olduğuna iman eden,
ancak "Allah canlıları evrim yoluyla yaratmıştır" düşüncesini taşıyanların
öncelikle bu teorinin temel iddialarını gözden geçirmelerinde fayda
vardır.
Darwinizm'in temel iddiası,
canlılığın tesadüfler sonucunda kendi kendine oluştuğudur.
Evrimsel yaratılışı savunan kişiler, bu teorinin
yaratılış ile çelişmediğini ileri sürerler. Ancak bu yanılgılarının
nedeni, evrim teorisinin iddialarını bilmemeleri ve evrim teorisinin
temel iddiasının "canlıların birbirlerinden gelişerek ortaya çıktığı"
tezi olduğunu sanmalarıdır. Bu yanılgı içinde de, "Allah canlıları
birbirlerinden evrimleştirerek yaratmış olabilir, bunda karşı çıkacak
ne var?" diye düşünmektedirler. Oysa evrimi savunanlar ile yaratılışı
savunanlar arasındaki temel farklılık, "canlılar ayrı ayrı mı ortaya
çıktılar, yoksa birbirlerinden gelişerek mi ortaya çıktılar" sorusu
değildir. Asıl konu, "canlılar tesadüflerle ve doğa olaylarıyla
mı oluştular, yoksa bilinçli bir şekilde mi yaratıldılar?" sorusudur.
Bilindiği gibi evrim teorisi, cansız maddelerin
tesadüfler sonucunda bir araya gelerek, yine tesadüfen gelişen doğa
olayları sonucunda canlılığın yapıtaşlarını ve nihayetinde canlılığı
oluşturduğunu iddia ederler. Sonuçta, bu iddianın temelinde zaman,
cansız maddeler ve tesadüfler yaratıcı güçler olarak kabul edilmektedir.
Nitekim evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen, evrim teorisinin
mantık dışılığını itiraf etmekten çekinmeyen Pierre Paul Grassé,
tesadüf kavramının evrim açısından ne anlam ifade ettiğini şu sözleriyle
vurgular:
"Tesadüf, ateizm görüntüsü
altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir"
(Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, New York,
Academic Press, 1977, s.107)
Canlılığın zaman+madde+tesadüf birleşiminin
keyfi bir yan ürünü olduğu iddiası ise, Allah'ın varlığına ve tüm
canlılığın tek Yaratıcısı olduğuna inanan insanların kesinlikle
kabul edemeyecekleri saçma bir iddiadır. İman eden kişilere düşen
de, toplumları böylesine sapkın ve gerçek dışı bir inançtan kurtarmak
ve onları uyarmaktır.
Üstelik bilimsel bulgular da evrimcilerin "canlılık
tesadüflerle ve doğal etkenlerle oluştu" iddialarını kesin olarak
reddetmektedir. Çünkü canlılıkta olağanüstü derece kompleks tasarım
örnekleri bulunmaktadır. Tek bir canlı hücresi dahi, "tesadüf" kavramını
tamamen geçersiz kılan büyük bir tasarım harikasıdır. Canlılıktaki
söz konusu üstün tasarım ve plan, elbette ki tüm canlıların üstün
bir akıl ve bilgi sahibi Allah'ın yaratışındaki mükemmelliği gösterir.
Evrimcilerin, canlılığın ve canlı sistemlerin kökenini tesadüflerle
açıklama çabası 20. yüzyıl bilimi ile reddedilmiş, bugün 21. yüzyılda
ulaştığımız noktada ise kesin olarak yenilgiyle sonuçlanmıştır.
Allah canlıları evrimsel bir süreçle
yaratmamıştır
Yaratılışın, yani bilinçli bir tasarımın varlığı
açık olduğuna göre, geriye, canlıların nasıl bir süreç içinde yaratıldıkları
sorusu kalmaktadır. İşte, bazı inançlı insanların yanılgısı bu noktada
başlamaktadır. "Canlılar birbirlerinden evrimleşerek yaratılmış
olabilirler" şeklindeki yanlış mantık da, yaratılışın gerçekleştiği
sürecin nasıl olduğu konusuyla ilgilidir.
Söz konusu çevrelerin belirttiği gibi, Allah
dileseydi canlıları evrimsel bir süreçle de yoktan var edebilirdi.
Ve eğer bilim, canlıların evrimleşerek birbirlerinden türediklerini
ispatlamış olsaydı, biz de o zaman "Allah canlılığı evrimi kullanarak
yaratmıştır" diyebilirdik. Örneğin, kuşların sürüngenlerden evrimleşerek
oluştuklarına dair bir delil bulunsaydı, "Allah, 'OL' emriyle, sürüngenleri
bir kuşa dönüştürmüştür" derdik. Çünkü sonuçta her iki canlı da
rastlantılarla açıklanamayacak kadar kusursuz tasarımlarla dolu
bedenlere sahiptir. Bu tasarımların birbirine dönüşmesi de -eğer
böyle bir şey olsaydı- ancak bir başka yaratılış delili olurdu.
Ancak durum böyle değildir, yani bilimsel veriler
(özellikle fosil kayıtları ve karşılaştırmalı anatomi) bunun aksini
göstermektedir; dünya üzerinde evrimsel bir sürecin yaşandığına
dair hiçbir delil yoktur. Fosil kayıtları, farklı canlı sınıflarının
küçük kademelerle birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktıklarını
değil, aksine çok farklı canlı sınıflarının kendilerine benzer hiç
bir ataları olmadan bir anda ve özgün yapılarıyla ortaya çıktıklarını
göstermektedir. Ne sürüngenler kuşlara dönüşmüş, ne de balıklar
kara canlıları haline gelmiştir. Her canlı sınıflaması kendi özellikleriyle
ayrı ayrı yaratılmışlardır. En ünlü evrimciler dahi bu bilimsel
gerçeği kabullenmek ve bunun Yaratılışın bir delili olduğunu itiraf
etmek zorunda kalmışlardır. Örneğin evrimci paleontolog Mark Czarnecki
şöyle bir itirafta bulunur:
"Teoriyi (evrimi) ispatlamanın
önündeki en büyük engel her zaman için fosil kayıtları olmuştur.
Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların
izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden
yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından
yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır."
(Mark Czarnecki, "The Revival of the Creationist Crusade", MacLean's,
19 Ocak 1981, s. 56)
Özellikle son 50 yıldır paleontoloji, mikrobiyoloji,
genetik, karşılaştırmalı anatomi gibi bilim dallarında meydana gelen
gelişmeler ve yeni buluşlar, evrim teorisinin doğru olmadığını,
canlıların bugünkü farklı ve mükemmel formlarıyla aniden ortaya
çıktıklarını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, Allah'ın yaratılışta
evrim sürecini kullandığını iddia etmek için ortada hiçbir neden
de yoktur. Allah her canlıyı ayrı ayrı ve bir anda, "OL" emriyle
yaratmıştır. Bu kesin ve açık bir gerçektir.
Kuran'da evrime
işaret eden hiçbir ayet yoktur
Bazı kişiler, anlamları çok açık ve net olmasına
rağmen bazı ayetleri sanki evrimden bahsediliyormuş gibi tefsir
etmekte, ayetlere gerçek ve açık anlamlarından başka anlamlar yüklemeye
çalışmaktadırlar. Allah elbetteki canlıları evrimle yaratmaya da
güç yetirendir. Ancak eğer gerçekten Hz. Adem'den önce yarı maymun-yarı
insan canlılar yaşamış olsalar, Allah bunu bize Kuran-ı Kerim'de
açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde anlatırdı. Ama Kuran'da
canlıların evrimle yaratıldığına işaret eden tek bir ayet dahi yoktur.
Kuran, Allah'ın indirdiği şekli ile, herhangi
bir din dışı fikir ve felsefenin etkisinde kalınmadan, tamamen samimi
bir kalple okunup o şekilde açıklanmalıdır. Bu durumda Kuran'da
"evrimle yaratılış" manasında hiç bir bilgi bulunmadığı, aksine
Allah'ın tek bir "OL" emri ile varlıkları ve canlıları yarattığı
görülecektir.
Darwinizm'in nihai hedefi
nedir?
Evrimsel yaratılışçıların en büyük yanılgıları
ise Darwinizm'in asıl amacını fark edememiş olmalarıdır. Ön yargılardan
uzak, samimi ve hür düşünen hiçbir insan, şuursuz atomların tesadüfler
sonucunda biraraya gelip, organize olup, düşünen, akleden, hisseden,
gören, işiten, medeniyetler kuran, buluşlar yapan, sanat eserleri
meydana getiren, sevinen, üzülen, sonra kendini oluşturan atomları
elektron mikroskobu altında inceleyen insanları meydana getirdiğine
inanmaz. Ancak Darwin'in teorisi insanlara bu akıl dışı inancı dayatır.
Böyle bir iddiayı körü körüne kabul eden bir
insanın faşist, komünist, ateist olması çok kolaydır. Düşünme melekelerini
yitirmiş, çok açık gerçekleri göremeyen, sırf çoğunluk kabul ediyor
diye bir fikri körü körüne kabul eden bir insanın eline silah vermek,
"Darwin bu insanın aşağı ırk olduğunu söylüyor, onun için onu öldürebilirsin"
diye ikna etmek çok kolaylaşır.
Nitekim, 20. yüzyılı kan ve acı gölüne çeviren
komünist ve faşistlerin tamamı koyu birer Darwinist'lerdir. Hitler'den
Mao'ya, Mussolini'den Stalin'e tüm bu eli kanlı diktatörler katliamlarını
Darwin'e dayandırmışlar ve ondan ilham aldıklarını sık sık belirtmişlerdir.
Yeterli incelemeyi yapmadan, sadece bazı Darwinist
bilim adamlarına karşı duyulan eziklikten dolayı "evrim vardır"
diyen Müslümanlar nasıl büyük bir tehlikeye arka çıktıklarını bir
kez daha düşünmelidirler. Vicdan sahibi her Müslüman konunun önemini
anlayarak, gereken ilmi çalışmayı gösterdiğinde, Darwinizm son dayanaklarını
da yitirecektir. Durumun ciddiyetini kavrayamayanlar ise istemeden
de olsa Darwinizm'in insanlık için oluşturabileceği belalara destek
olacaklar ve belki bunun vebalini taşıyacaklardır.
Unutmamak gerekir ki, tüm Müslümanlar için,
dine karşı, Allah'ın varlığını inkar eden her fikri, fikri mücadele
ile çürütmek, hakkı kullanarak batılı yok etmek önemli bir sorumluluktur.
Müslümanın görevi, "Darwinizm'i İslamlaştırmaya çalışmak" değil,
bu büyük yalanı fikren çürütmek, yıkmak ve buna karşı yaratılış
gerçeğini ortaya koymaktır. Farklı görüşler arasında uzlaşı zemini
teşkil etmek, farklı fikir sahiplerinin sempatisini kazanmak veya
kafasındaki fikri her iki tarafa da uygun gelecek şekilde ortaya
koymak amacıyla hareket etmek son derece hatalıdır. Deliller neyse,
bilimsel gerçekler neyse, hak neyse amaç bunları ortaya koymak olmalıdır.
Evrimsel
yaratılışı savunanların en büyük yanılgıları Darwinizm'i bilim
yoluyla ispatlanmış bir gerçek sanmalarıdır. Oysa bilimsel
veriler bunun aksini göstermektedir; cansız maddelerin tesadüfler
sonucunda bir araya gelerek, yine tesadüfen gelişen doğa olayları
sonucunda canlılığın yapıtaşlarını ve nihayetinde canlılığı
oluşturduğunu iddia eden evrim teorisi bilim karşısında yenilmiştir.
Çünkü evrimcilerin bu iddialarının doğa koşulları, zaman ve
tesadüflerin birleşerek, bir taşı olağanüstü özelliklere sahip
bir kuşa dönüştürdüğü yönündeki bir iddiadan farkı yoktur.
Böyle bir iddianın akıl ve mantıkla uyuşur tek bir yönünün
bulunmadığı ise açıktır.