Son dönemlerde Kolomb ile ilgili olarak çevrilen filmlerde, sık
sık Kolomb'un gerçekte yerlilere çok insancıl yaklaştığı, vahşetin
emrini dinlemeyen bazı adamlarınca gerçekleştirildiği izlenimi verilmektedir.
Ancak, gerçekler bu pembe tablodan çok farklıdır.Kolomb Amerika'yı
keşfettiğinde 30 milyon kızılderili yaşıyordu. Şimdi 2 milyonluk
kayıp bir ırk oldular.Attali, "Adanın huzurlu yerlilerinden bazıları
onları karşılamaya gelmişlerdir. Colombus onları insan olarak kabul
etmemektedir" diyor.Katliam, Kristof Kolomb'la başladı. Kolomb keşfettiği
yerlerde İspanyol kolonileri oluşturmaya hız verdi. Yerlileri köleleştirdi,
vergilendirilen yerlileri İspanya'ya altın ödemekle yükümlü kıldı.
Hükümdarların izniyle yetki alanı içindeki ticari işlemlerden yüzde
on pay alıyordu. Kolomb ayrıca köle ticaretini de ilk başlatan kişiydi...
Kolomb'un yerlilere uyguladığı baskı ve sömürü politikası, onun
açtığı yolda ilerleyen "conquistador"lar tarafından devam ettirildi.
Bu İspanyol "fatih"leri, yerlileri köleleştirme ve mallarına el
koyma politikasını sürdürdüler. En çok aradıkları şey ise altındı.
Yerlileri yola getirmek için şiddet kullanıyorlardı. Bu dünyanın
şahit olduğu ilk büyük "sömürgeleştirme" hareketiydi. Kolomb Yeni
Dünya'yı Yahudilere güç kazandırmak, oranın zenginliklerini Yahudilerin
eline vermek için ele geçirmişti. Kolomb'un hedefine ulaştığının
en büyük göstergesi ise, sömürgeci conquistadorlar arasında çok
sayıda Yahudinin ve konversonun bulunmasıdır.
Conquistadorların uyguladığı katliam ise inanılmaz boyuttaydı. Örneğin,
Kolomb geldiğinde nüfusu 200 bin olan bir adada, 20 yıl geçmeden
sadece 50 bin, 1540'da sadece bin kişi kalmıştı. Conquistadorlar'ın
en ünlüsü olan Cortes, 1519 Şubat'ında 700 adamla Meksika'ya ayak
bastı. Meksika'nın toplam kızılderili nüfusu Cortes'in giriş yılındaki
25 milyondan, 1605'te 1 milyona indi. Toplam olarak conquistadorlar,
yarım yüzyıllık bir süre içinde 75 milyon kızılderiliyi yok etmiş,
yerlerine sadece 240 bin İspanyol yerleştirmişlerdi. Avrupa'da toplam
100 milyon civarında insanın yaşadığı o yıllarda, Amerika nüfusu
60 ile 80 milyon arasındaydı. Bu nüfusun % 80'i (yani yaklaşık 60
milyon insan) bir kaç onyıl içerisinde yok edildi. Sadece Hispaniola
Adasında 1492'de 7-8 milyon kişi yaşıyorken, 1496'da 4 milyon, 1570
yılında ise yalnızca 125 kişi kaldı. Tarihçi C. Wells'in verdiği
rakamlara göre, Kolomb'un kıtaya ayak basmasından sonra bir yüzyıldan
az bir süre içinde 95 milyon yerli sömürgeciler tarafından katledildi.Bu
boşluk yeni bir drama yol açacak, sonraki dört yüzyıl boyunca, Afrika'dan
katledilen yerlilerin yerine doldurmak üzere Amerika'ya 13 milyon
siyah köle taşınacaktı. Bu işin önderliğini de Yahudiler yapacaktı.
Püritenlerin Tarihi Misyonu İngiltere'de 1600'lü
yılların başında yeni bir mezhep yayılmaya başladı. William Tyndale
adlı bir Calvinist'in kurduğu mezhep, Protestan öğretisinin çoğu
konuda daha radikal hale getirilmiş bir şekliydi. Örneğin Protestanlığın
Papa'ya ve Katolik Kilisesi'nin hiyerarşisine karşı açtığı savaş,
Püritenler adı verilen bu yeni mezhep tarafından daha da ilerletilmiş
ve Protestan Anglikan Kilisesi'ni de içine alacak bir düşmanlığa
dönüştürülmüştü. Bu yeni mezhebin bağlılarının en ilginç özelliği
ise, Luther ve Calvin'in başlattığı "Eski Ahit'e yönelme" hareketini
daha da ileri, radikal bir çizgiye götürmeleri ve Eski Ahit'i (Tevrat)
neredeyse inançlarının tek kaynağı haline sokmalarıydı.Eski Ahit'e
yönelmek demek, doğal olarak Yahudilere yönelmek demekti. Püritenler
de öyle yaptılar. Eski Ahit hükümlerine göre, Yahudiler üstün ve
seçilmiş bir halktı ve Püritenler bunu kayıtsız şartsız kabul ettiler.
Bu, Püritenlerin Yahudilere ve Yahudi dinine büyük bir sempati ve
hayranlık beslemelerine yol açtı. Eski Ahit'e bu kadar bağlanmanın
bir sonucu daha vardı; Püritenler kendilerini de hayran oldukları
Yahudilerle özdeşleştirmeye, kendilerini onlara benzetmeye başladılar.
"Yahudi Ansiklopedisi" Encylopaedia Judaica,
Püritenlik'ten, "Judaizers" (yahudiciler/yahudi sempatizanları)
başlığı içinde söz ediyor. Bu terimi ise şöyle açıklıyor: "Judaizer:
Yahudi olmadığı halde Yahudi dininin bir kısmını ya da bütünün uygulayan
veya Yahudi olduğunu öne süren kimse." Bu sınıfa dahil ettiği Püritenler
için de şunları söylüyor:
İngiltere ve Amerika dahil, Kuzey Atlantik'te
Püritenliğin güçlenmesiyle birlikte, Tevrat'ın incelenmesi buna
bağlı olarakta 'yahudileşme' (judaizing) hareketleri başladı.
Bu İbrani dilini kullanma, anayasanın Tevrat'a dayandırılması
ve Sabbath'ın yahudi dinine göre kutlanması taleplerine kadar
vardı.
Püritenler kendilerini Yahudilerle özdeşleştirme konusunda
çok ısrarlıydılar. Çocuklarına, Samuel, Amos, Sarah, Judith gibi
yahudi isimleri veriyor, tüm Yahudi dini kural ve geleneklerini
uyguluyor, İbranice konuşmaya çalışıyorlar, kısacası Judaica'nın
da kullandığı deyimle "Yahudileşiyor"lardı. İngiliz yazar E. Dowden,
bu nedenle Puritan and Anglican adlı kitabında, "Püritenlik, İngiltere'nin
kalbine ve ruhuna, Tevrat'ın dehasını taşıdı" der. Universal Jewish
Encyclopedia'nın yazdığına göre ise, "ahlak yapısı Tevrat'la tümüyle
eş olan Püritenlik, 'İngiliz Yahudiliği' olarak adlandırılmıştır."
Ancak Püritenlerin devlet ve kilise hakkındaki radikal düşünceleri,
Kral tarafından baskı görmeleriyle sonuçlandı. Bu nedenle 1620'li
yıllarda iki büyük Püriten grubu ülkeden ayrıldı; biri Yeni Dünya'nın
kuzeyine, bugünkü ABD'ye gitti ve oradaki ilk önemli koloniyi kurdu.
Diğeri ise Amsterdam'a göçtü. Kalan Püritenler mücadeleye karar
verdiler ve örgütlendiler. Giderek de güçlendiler. Sonuçta, Cromwell'in
yönettiği Püriten ordusu, 1649'da Kral I. Charles'ı devirdi ve bir
Püriten Cumhuriyeti kurdu. Kendini tüm ülkeye "Lord Protector" (Koruyucu
Lord) ilan eden Cromwell de, bir dikta rejimi oluşturdu. Ülkeyi
artık "judaizer", yani Yahudilere hayran olan ve kendilerini de
onlarla özdeşleştirmeye çalışan Püritenler yönetiyordu.
Nitekim Cromwell'in icraatları da "Yahudi hayranı"
kimliğine uygundu. İngiltere'nin devrimci Lord'u, İngiltere'de yaşamaları
o tarihe kadar yasak olan Yahudilere İngiltere'ye yerleşme izni
verdi. (Yahudiler, İngiltere'den Kral I. Edward tarafından 1292
yılında "halkı tefecilik yoluyla sömürdükleri" gerekçesiyle sürülmüşlerdi
ve bu yasak asırlar boyu sürdü. Bu nedenle Cromwell'in iktara geldiği
1649 yılında, inançlaını gizlice sürdüren bir kaç ailenin dışında,
ülkede Yahudi yoktu.) Fakat bir kaç yıl içinde Cromwell bir kanun
yayınlayarak bu yasağı sona erdirdi ve ilk Yahudi göçmenler, Püritelerin
sevinç göz yaşları arasında İngiltere'ye yerleşmeye başladılar.
Püritenlik, böylece İngiliz kültürüne derin bir "Yahudi hayranlığı"
enjekte ediyordu. Bu sosyal oluşum, asırlar sonra Siyonizm'e verilecek
olan İngiliz desteğinin de çekirdeğiydi. Nitekim Cromwell döneminin
önde gelen Püritenlerin Elbenezer Cartright, yahudilerin İngiltere'ye
dönüşleri üzerine duygulanmış ve şöyle demişti:
Bu İngiliz ulusu, Hollanda'daki temsilcileriyle
birlikte, İsrailoğulları'nı zamanı geldiğinde ataları olan Abraham,
Isaac ve Jacob'un topraklarına, onlara vaad edilmiş olan Vaadedilmiş
Topraklar'a da gemileriyle taşıma şerefine ulaşacak ilk ulus olacaktır.
Püritenlik, böylece Yahudiler açısından stratejik
bir müttefik olarak tarihi misyon kazanıyordu. Bu misyon, az önce
belirttiğimiz gibi öncelikle İngiltere'yi etkileyecekti. Ancak bu
misyonun asıl büyük hedefi, Kristof Kolomb tarafından "yahudiler
için iyi bir yer" ve "Süleyman Tapınağı'nı inşa etmek için gereken
gücün kaynağı" olsun diye keşfedilen Yeni Dünya olacaktı.