Balkan Müslümanları İslam'ı gönüllü olarak benimsemiş ve bu yeni
inançlarına dayanan üstün bir medeniyet kurmuşlardır. Kuşkusuz bu
medeniyet, Osmanlı medeniyetinin bir sonucudur. Dolayısıyla günümüz
Balkan Müslümanlarının ataları, Osmanlı medeniyetini hem gönülden
kabul etmiş, hem de özümseyerek yeni nesillere iletmiş insanlar
olarak, tam anlamıyla seçkin birer "Osmanlı"dırlar.
Yazı dizisinin daha önceki bölümlerinde Balkan Müslümanlarının
"Osmanlı mirası"ndan kaynaklanan bir " " kimliğine sahip olduklarına
değindik. Bu konjonktürel bir durum değildir. Aksine, son derece
kalıcı, değişmez ve dönüşmez bir gerçektir.
Bunun tarihsel nedenlerinden biri, söz konusu Balkan Müslümanlarının
İslam'ı kabul ediş biçimleridir. Bu insanlar İslam'ı, zoraki din
değiştirme yoluyla değil, gönüllü olarak benimsemişlerdir. Din değiştirmelerin
çoğu 17. yüzyılda gerçekleşmiştir ve tarihçilerin çoğunun kabul
ettiği gibi "zoraki olmayan" ya da "gönüllü" değişimlerdir.
Boşnakların İslam'a Geçişi
Buna örnek olarak Balkanlar'daki en büyük Slav Müslüman topluluk
olan Boşnakları verebiliriz. Osmanlı'nın bölgeye egemen olmasından
önce özgün bir Hıristiyan mezhebine bağlı olan Bosnalılar, Osmanlı
döneminde gönüllü olarak ve kademeli bir biçimde İslam'ı benimsemişlerdir.
Osmanlı yönetiminin vergi toplamak için tuttuğu "defter"lere bakıldığında,
Bosnalıların İslam'ı uzun bir süreç sonucunda benimsedikleri görülür.
1468-69 yıllarında tutulan defterler, İslam'ın henüz oldukça az
sayıda Bosnalı tarafından benimsendiğini göstermektedir; Orta Bosna'daki
37.125 Hıristiyan aileye karşılık, yalnızca 332 Müslüman aile vardır.
1485'te Sancak'ta tutulan bir defter ise, İslam'ın kök salmaya başladığını
göstermektedir: Hıristiyan 30.552 aileye ve 2.491 dul ve bekara
karşı, Müslüman 4.134 aile ve 1.064 bekar vardır. Bunu izleyen dört
on yıl boyunca, İslamlaşma artarak devam etmiştir. 1520'deki defterler,
Sancak ve Bosna'da toplam 98.095 Hıristiyan aileye karşı 84.675
Müslüman ailenin varlığını göstermektedir. Balkan uzmanı Noel Malcolm'un
vurguladığı gibi, Bosna'ya dışardan ciddi bir Müslüman göçü yaşanmadığına
göre, bu rakamlar din değiştiren Bosnalıları göstermektedir.
17. yüzyıla gelindiğinde ise artık Müslüman nüfus Hıristiyanları
aşmaya başlar. 1626 yılında Bosna'yı ziyaret eden bir gözlemci,
ülkedeki Katolik sayısının 250 bin civarında gezindiğini, Müslüman
nüfusun ise Hıristiyanların toplamından daha fazla olduğunu yazar.
1624'de Bosna'yı dolaşan Arnavut rahip Peter Masarechi ise, ayrıntılı
bir rapor hazırlayarak ülkede 150 bin Katolik, 75 bin Ortodoks ve
450 bin Müslüman yaşadığını bildirmiştir. Nüfus kütüklerinde "İvan'ın
oğlu Ferhad" ya da "Mihailo'nun oğlu Hasan" gibi isimler göze çarpar.
İslamlaşma, Osmanlı baskısı ile gerçekleşmiş değildir. Osmanlı,
farklı dini cemaatlerin birarada yaşamasını sağlayan "millet" sistemini
uygulamakta ve dolayısıyla fethettiği ülkelerdeki halkları din konusunda
serbest bırakmaktadır. Buna karşın, bazıları, Bosnalıların İslamlaşmasını
ekonomik nedenlere bağlamışlardır.
Saraybosna Müslümanlarının Yüksek Kültürü
İslamlaşma, kırsal alana göre şehirlerde çok daha hızlı ve geniş
kapsamlı bir biçimde gerçekleşmiştir. Bu nedenle Bosna-Hersek'teki
Müslümanlar bugün de hala Hıristiyanlara, özellikle de Sırplara
göre çok daha medenidirler. Sırplar, "dağlı", sert, kaba bir karakteri,
Müslümanlar ise "şehirli" kültürü temsil ederler. Saraybosna Müslümanların
bu yüksek kültürünün bir ürünüdür. Şehir 1521-1541 yıllarında Bosna
Valisi olarak görev yapan Gazi Hüsrevbey tarafından kurulmuştur.
Hüsrevbey, Saraybosna'da hala kendi adıyla anılan görkemli bir cami
ile birlikte medrese, kütüphane, hamam, iki han ve bir büyük çarşıdan
oluşan bir külliye yaptırmış, oluşturduğu bu yeni şehre de Müslümanları
yerleştirmiştir. 1530 yılında şehrin nüfusu tümüyle Müslümandır.
Yüzyılın sonunda şehrin 93 mahallesinden yalnızca ikisi Hıristiyan,
kalanı Müslüman mahallesidir. Şehrin içinde 6 köprü, 6 hamam, üç
çarşı, çok sayıda kütüphane, altı tekke, beş medrese, 90'dan fazla
okul ve 100'ün üzerinde cami yer almaktadır.
Hedef; Türk ve Müslüman Kimlik
Tüm bunlar Balkan Müslümanlarının hem İslam'ı gönüllü olarak benimsediklerini,
hem de bu yeni inançlarına dayanan üstün bir medeniyet kurduklarını
gösteriyor. Kuşkusuz bu medeniyet sonuçta Osmanlı medeniyetinin
bir sonucudur. Dolayısıyla da bugünkü Balkan Müslümanlarının ataları,
Osmanlı medeniyetini hem gönülden kabul etmiş, hem de yeni nesillere
iletmiş insanlar olarak, tam anlamıyla seçkin birer "Osmanlı"dırlar.
Bu insanların torunları olan günümüz Balkan Müslümanları ise, işte
bu nedenle Osmanlı kimliğini ısrarla muhafaza etmekte, yine aynı
nedenle Türkiye'yle olan gönül bağlarını korumaktadırlar. Bu nedenle
Türkiye'ye ve "Türklüğe" olan yakınlıkları konjonktürel değil, tarihsel
ve kalıcıdır.
İşin önemli bir diğer yönü ise, Balkan Müslümanlarının "Türklüğü"nün
aynı zamanda onların düşmanları tarafından da kabul görmesidir.
Bu nedenle söz konusu düşmanlar, kendileriyle aynı etnik kökenden
gelen ancak kültürel olarak "Türk" olan bu insanlara karşı tarih
boyunca "etnik temizlik"ler düzenlemişlerdir.