Türkiye geçmişte olduğu gibi, bugün de Osmanlı mirasına ciddi bir
biçimde sahip çıkmaktadır. Bu noktada yapılması gereken önemli işlerden
biri de, Osmanlı'nın kurmuş olduğu "nizam"ı tarihsel delilleriyle
ortaya koymak ve dünyaya anlatmaktır. Bugün Balkanlar'daki Sırp
milliyetçileri ya da Arap ülkelerindeki aşırı Arap milliyetçileri,
Osmanlı'yı; Balkanlar'ı ya da Ortadoğu'yu sömürmüş emperyalist bir
güç olarak resmetme çabasındadırlar. Bu asılsız, ancak etkili propagandaya
karşı Türkiye, tarihsel gerçekleri ortaya koyarak, Osmanlı döneminde
Balkanlar ve Ortadoğu'da nasıl bir istikrar, adalet, barış ve nizam
kurulduğunu izah edecektir.
Türkiye'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun varisi olarak, eski Osmanlı
toprakları üzerinde bir nüfuz elde etme şansına sahip olduğu, zaman
zaman dile getirilen önemli bir gerçektir. Ancak bundan daha da
önemli olan, Türkiye'nin Balkanlar ve Ortadoğu'ya "nizam" getirmiş
olan yegane gücün mirasçısı olmasıdır.
Bu mirasın Türkiye'ye ne gibi bir stratejik ufuk kazandırdığına,
üç ayrı yönde bakabiliriz. Birinci yön, Balkanlar ya da bizim eski
"Rumeli"dir. Bu bölgedeki ülkelerin hepsi eski Osmanlı vilayetleridir.
Dahası, bu ülkelerin hepsinin içinde Osmanlı'dan kalan bir "Türko-İslami"
nüfus vardır ve bu nüfus; Batı Trakya, Bulgaristan Türkleri, Müslüman
Pomaklar, Makedonya, Arnavutluk, Sancak, Bosna-Hersek hattında ilerleyen
ve Balkanlar'ı ortasından ikiye bölen bir "yeşil kuşak" oluşturur.
Bu kuşak, eğer iyi değerlendirilirse, Türkiye için potansiyel bir
etki alanıdır. Türkiye bu kuşak üzerindeki Müslüman ve Türk nüfusun
haklarını koruyarak bölge siyaseti üzerinde söz sahibi olabilir.
Stratejik Ufuk Balkanlar'la Sınırlı Kalmamalı
Ortadoğu'ya baktığımızda bu bölgenin de eski Osmanlı vilayetlerinden
müteşekkil olduğunu görürüz. Bu durum Türkiye için büyük bir avantajdır.
Türkiye bu tarihsel mirası daha etkili bir biçimde sahiplendikçe,
Ortadoğu'daki taraflar arasında uzlaştırıcı bir rol oynayabilir,
bölgede büyük bir nüfuz elde edebilir. Fransa bile, bölgeye olan
uzaklığına rağmen, Suriye ve Lübnan'da geçirdiği birkaç on yıllık
sömürge döneminin hatırasına, Ortadoğu'da nüfuz elde etmeye çalışmaktadır.
Hem de bölgeye "nizam" değil, karmaşa getirmiş bir güç olmasına
rağmen.
Üçüncü yön olan Kafkaslar/Orta Asya bölgesinde de yine Türkiye
için büyük bir potansiyel nüfuz alanı vardır. Kafkaslar, tarih boyunca
Rus zulmünden kaçarak Osmanlı'ya sığınmış Müslüman kavimlerin diyarıdır.
Orta Asya ise, Osmanlı toprağı olmasa da, Türklük bağıyla Türkiye'ye
bağlıdır.
Bu tabloya baktığımızda Türkiye'nin stratejik ufuklarının çok geniş
olduğunu görürüz. Türkiye, eğer sahip olduğu Osmanlı mirasını ekonomik
ve siyasi güçle desteklerse, gerçekten de 21. yüzyılda çok önemli
bir bölgesel güç olabilir. Bu durumda Avrupa ve ABD nezdindeki güç
ve prestiji de tahmin edilemeyecek derecede artacaktır. Balkanlar,
Ortadoğu ve Kafkasya/Orta Aysa gibi dünyanın sıcak bölgelerinde
söz sahibi olan bir ülkenin gücünün, Amerikalı ve Avrupalı stratejistlerin
değerlendirmelerinde önemli yer tutacağı açıktır.
Ancak tüm bu saydığımız stratejik yaklaşım, siyasi ve ekonomik
güç kadar vizyon da gerektirir. Bu vizyonun temelinde ise. Türkiye'ye
stratejik bir etki alanı kazandıran en önemli faktörolan, Osmanlı
mirasıdır.
Sonsöz
Türkiye bu Osmanlı mirasına ciddi bir biçimde sahip çıkmaktadır.
Bu noktada yapılması gereken önemli işlerden biri, Osmanlı'nın kurmuş
olduğu "nizam"ı tarihsel delilleriyle ortaya koymak ve dünyaya anlatmaktır.
Bugün Balkanlar'daki Sırp milliyetçileri ya da Arap ülkelerindeki
aşırı Arap milliyetçileri, Osmanlı'yı Balkanlar'ı ya da Ortadoğu'yu
sömürmüş emperyalist bir güç olarak tanıtma çabasındadırlar. Bu
asılsız, ancak etkili propagandaya karşı Türkiye, tarihi gerçekleri
ortaya koyarak, Osmanlı döneminde Balkanlar ve Ortadoğu'da nasıl
bir istikrar, adalet, barış ve nizam kurulduğunu izah edecektir.
Bu tarihi gerçeği türk dış politikasının temeli haline gelecektir.
Bu nedenle Türk tarihçileri ve sosyologları ve bütün tanıtım-propaganda
imkanları, seferber edilmelidir.
Bu tür bir stratejik kültür politikasının son derece etkili olacağından
kimse kuşku duymamalıdır. Türkiye'nin stratejik ufku, Osmanlı mirasına
sahip çıkabilmesiyle orantılı olarak genişleyecektir. Türkiye'nin
21. asırda bir bölge gücü haline gelmesi, tarihi ve dini kimliklerin
giderek daha önemli hale geldiği dünyaya damgasını vurabilmesi,
ancak böyle mümkün olabilir.